3 kelimelik konuşmayla Avrupa Birliği’nden çıkıp, 10 yıl sonra aynı 3 kelime üzerinden geri dönüş ihtimalini konuşabilir mi? İngiltere bunu deniyor. 2016 Brexit referandumunun kazanan sloganı üç kelimeydi: Take Back Control. Kontrolü geri al.
46,5 milyon seçmenin kayıtlı olduğu referandumda 33,6 milyona yakın kişi oy kullandı. Çık -“Leave” yüzde 51,9, Kal – “Remain” yüzde 48,1 aldı. Arada yalnız 3,8 puan vardı. Sonuç 2016’da çıktı; Birleşik Krallık 31 Ocak 2020’de Avrupa Birliği’nden resmen ayrıldı.
“Take Back Control” yalnız iyi bir slogan değildi. Aynı anda ekonomi, göç, egemenlik, kamu hizmetleri ve Brüksel bürokrasisi hakkında farklı rahatsızlıkları üç kelimenin içine sıkıştırdı. Halkın farklı kaygılarını “kontrol kaybı” denen tek bir duyguya bağladı.
“Leave” kampanyasının sosyal medyadaki hacmi de dikkat çekiciydi. Referandum öncesindeki 23 günde toplanan 7,5 milyondan fazla Brexit bağlantılı tweeti inceleyen London School of Economics (LSE) araştırmacıları, “Leave” yanlısı kullanıcıların “Remain” yanlılarına kıyasla daha yoğun iletişim ürettiğini buldu. Araştırmacılar bunun seçim sonucunu sosyal medyanın yarattığını kanıtlamadığını özellikle vurguluyor. Ama anlatının dolaşım gücünü gösteriyor.
“Hikâye Ekonomisi; Bir Ekonomi Hikâyesi” başlıklı Yaprak Özer yazısı şu sorunun peşindeydi: İnsanlar neden veriye değil hikâyeye inanıyor? Yazıda, Robert Shiller’ın narrative economics yaklaşımından hareketle hikâyelerin, korkuların, söylentilerin ve kolektif hafızanın ekonomik davranış üzerindeki etkisi tartışılmıştı. Bugün Brexit’e dönüp baktığımızda aynı soruyu siyasi iletişim için sorabiliriz: “Bir ülkenin ekonomik ve siyasi yönü de güçlü bir anlatıyla değişebilir mi?”
Brexit bize kontrol hakkı vermedi.
İngiltere’nin yeni Başbakanı Andy Burnham, Liverpool’daki İşçi Partisi kongresinde kürsüye çıktı ve Brexit’i anlatırken aynı anahtar kelimeyi aldı, ters çevirdi:
Ekonomide kontrol kaybettiklerini söyledi. Göç üzerindeki kontrolün Avrupa ortaklarıyla iş birliği kaybolduğunda zayıfladığını savundu. Statükonun yeterli olmadığını, AB ile uzun vadeli ilişkinin yeniden belirlenmesi gerektiğini açıkladı. Ardından seçeneklerin gümrük birliğinden tek pazara ve sonunda yeniden tam üyeliğe kadar uzanabileceğini söyledi.
İletişim paradoksu müthiş: “Take Back Control” ‘dan “Brexit”e, oradan “Brexit hasn’t given us control” Aynı ülke. Aynı kelimeler. Top topu 10 yıl ara. Bambaşka istikamet.
İyi konuşmacı ne yapar?
Güzel ses, düzgün diksiyon, ezberlenmiş kuvvetli cümleler iyi konuşmacı yaratmıyor. Nisan 2025’te Barack Obama’nın Hamilton College konuşmasını inceleyen Yeni Köye Eski Adet; Obama Analizini dikkate alabilirsiniz.
“İyi bir konuşma, yalnızca etkileyici cümlelerle değil; o cümlelerin ne zaman, nasıl ve kime söylendiğiyle anlam kazanır.” Burnham dosyasının da başlangıç noktası tam burası. Liverpool konuşmasının mimarisi dikkat çekici.
Burnham önce kendisini anlatıyor. Büyükbabası Liverpool limanlarında kamyon sürücüsü. Büyükannesi Kitty, savaşta bombalanmış şehirden üç mil yürüyüp aileden habersiz bir eve kapora yatırıyor. Burnham o evde doğuyor. Ev, aile hikâyesinden çıkıp konut politikasına bağlanıyor. Babasından söz ediyor; demans hastası; oğlunun başbakan olduğunu anlayamadan ölüyor. Burnham kişisel kaybından Birleşik Krallık fikrine, sosyal bakıma ve kamu hizmetlerine geçiyor.
Konuşmanın yaklaşık dörtte birinin doğaçlama olduğu, son dakikalara kadar metni değiştirdiği yardımcıları tarafından Guardian’a anlatılmış. Babasıyla ilgili bölümü provalarda gözyaşlarına kapılmadan tamamlayamadığı da aktarılıyor.
Unutmamak gerek; doğaçlama, hazırlıksızlık yapılmaz. İyi hazırlanmış konuşmacı metne mahkûm olmadan konuşabilir.
Umut satmıyor
Burnham konuşmasının temel formülünü şöyle tanımlıyor; “Hope comes from honesty.” Tercümesi; umut dürüstlükten gelir. Ardından İngiltere’nin gidişatını tek kelimelik ifadelerle sıralıyor: sanayisizleşme, deregülasyon, özelleştirme, kemer sıkma, Brexit.
Konuşmasının belli bir noktasında, hedef kitleyi avcunda tutmak için cümleler kısalıyor. Tempo artıyor. Soyut politika, gündelik dile iniyor. “Again” kelimesi (yeniden) konuşma boyunca tekrar tekrar dönüyor: believe again, hope again, work again, rise again. Yeniden inanmak – yeniden umut etmek – yeniden çalışmak – yendien ayağa kalkmak!…
“Control” kelimesi evrensel, tercümeye gerek yok – yalnız Brexit bölümünün değil, genel siyasi tezin omurgası olarak dikkat çeken ikinci kelime. “Together” (birlikte) ise üçüncü eksen.
Liverpool konuşmasının sloganı “All Together Now” (şimdi hep birlikte). Hikayesi; “All Together Now”, Liverpool grubu The Farm’ın 1990’da yayımladığı, Birinci Dünya Savaşı’ndaki Noel ateşkesinden doğan birlik şarkısının adı.
Bir başka kelimeye daha dikkat çekelim: “doomscrolling” (felaket kaydırması). Dijital kültürden alınmış “doomscrolling” sözcüğü “Sosyal medyada ülkeyi aşağılayan paylaşımları kaydırmayı bırakalım” diyor. TikTok diliyle tarihi buluşturma çabası enteresan.
Yetenek mi, teknik mi?
Burnham’ın konuşma rahatlığının ne kadarının doğuştan gelen yetenek olduğunu ölçemeyiz. Ama bugünkü iletişim performansının yalnız kişisel karizmadan oluşmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Uzun siyasi deneyim var. Belediye başkanlığı önemli. Sahada sürekli insanla temas ediyor. Not kullanmadan konuşma alışkanlığı yüksek. Mesaj disiplini de aynı şekilde kuvvetli.
Başbakanlığına geldikten sonraki ilk konuşmasında geleneksel kürsüyü kaldırması dikkat çekmişti. Önünde not, teleprompter ya da fiziksel bariyer olmadan konuştu.
Burnham’ı görüp “bizim CEO da TikTok’a çıksın, notsuz konuşsun” sonucuna varmamak gerekiyor. Burnham’ın notsuz ve sohbet eder gibi konuşma becerisi kolay taklit edilebilir değil. Aynı yöntem daha az deneyimli bir konuşmacıda yapay veya dağınık görünebilir.
King of the North’tan TikTok PM’e
Burnham’ın eski lakabı “King of the North”. Yeni lakabı TikTok Prime Minister. Başbakanın günlüğünde her gün yalnızca 10 dakika sosyal medya çekimine ayrılıyor. Bu 10 dakikada birkaç tema çekiliyor. Ekip ham içeriği alıyor; TikTok, Instagram, Facebook ve diğer mecralar için farklı şekilde paketliyor.
İletişimin takvime kurumsal görev olarak girmesi önemli. Platforma göre ses değişiyor; omurga değişmiyor.
İletişim politika değildir; politikanın kapısını açabilir
İletişim insanın sizi dinlemesini sağlayabilir. Söylediğiniz şeyin kabul edileceğini garanti etmez. İyi konuşmacı karmaşık bir düşünceyi anlaşılır hale getirir; neden o düşünceye sahip olduğunu gösterir; dinleyenin zihninde tartışılabilir bir alan açar.
Konuşmacı olarak dikkat çeken nokta liderin büyük kongre salonunda, podcast’te, TikTok’ta, futbol forması karşısında ve otobüste aynı ana düşünceyi farklı iletişim biçimlerine tercüme edebilmesi.
Konuşmacının tanımı kürsüde iyi konuşmak değil, içeriğinizi bilmeniz gerekiyor. Kiminle konuştuğunuzu bilmeniz gerekiyor. Mecrayı tanımanız gerekiyor. Kendi sesiniz olması gerekiyor.Ve formatı değiştirdiğinizde fikrinizi kaybetmemeniz gerekiyor.
Fotoğraf: Yorkshire Post



