Skip to content

Konuşmacıya Ne İstediğinizi Nasıl Tarif Edeceksiniz?

Yayınlanma Tarihi: 18 Ağustos, 2026

Kurumunuza strateji, siyaset ve ekonomi üçgeninde hangi uzmanlığı enjekte etmeniz gerekiyor? Dünyayı anlamak zorlaşıyor. Strateji, siyaset ve ekonomi birbirinin içine geçmiş durumda. Bir ülkede alınan güvenlik kararı başka bir ülkede enerji fiyatını, bir ticaret koridorundaki değişim tedarik zincirini, iki devlet arasındaki diplomatik yakınlaşma şirketinizin yatırım planlarını değiştirebiliyor.

Güncel gelişmeler yalnızca yöneticileri değil, konuşmacıları da ezip geçiyor. Üç ay önce hazırlanmış bir sunum, doğru bilgiler içerdiği halde yeni sorulara yanıt vermekte yetersiz kalabiliyor.

Seçmeden önce konuşmacıya “brief”

“Küresel gelişmeleri anlatacak bir konuşmacı arıyoruz” brief değil. “Jeopolitiği konuşalım” hiç değil. Kurumun hangi gelişmeden neden etkilendiğini, hangi coğrafyaya baktığını, neyi anlamakta zorlandığını, önündeki hangi kararı daha iyi verebilmek istediğini tarif etmek gerekiyor.

Bugün böyle bir brief için iyi bir örneğimiz var: Büyük güçler, orta güçler ve daha küçük ama belirli alanlarda beklenmedik ölçüde etkili ülkeler.

Büyük güç kim, orta güç kim?

Uluslararası ilişkilerde ülkeleri kesin cetvellerle büyük, orta ve küçük diye ayırmak mümkün değil. Askerî kapasite, ekonomik büyüklük, teknoloji, enerji, nüfus, diplomatik ağ, finansal güç ve uluslararası kurumlar üzerindeki etki farklı sonuçlar üretebiliyor.

ABD ve Çin, küresel sistemin büyük güçleri. Ekonomik, askerî, teknolojik ve diplomatik kapasiteleri kendi bölgelerinin çok ötesinde sonuç yaratıyor. Rusya ekonomik büyüklüğünden daha geniş bir askerî, nükleer ve jeopolitik etki alanına sahip. Avrupa Birliği tek devlet değil ancak ticaret, düzenleme, pazar büyüklüğü ve standart belirleme kapasitesiyle küresel güç denkleminin önemli aktörlerinden.

Bir alt katmanda son dönemde çok daha fazla konuşulan orta güçler var. Kanada, Hindistan, Brezilya, Güney Afrika, Meksika gibi ülkeler bu tartışmanın öne çıkan örnekleri. Hepsi birbirine benzemiyor. Hindistan’ın nüfusu, ekonomisi ve askerî kapasitesiyle Kanada’nınki aynı değil. Brezilya’nın Latin Amerika’daki ağırlığıyla Güney Afrika’nın Afrika kıtasındaki konumu da farklı. Ortak özellikleri, dünyanın kurallarını tek başlarına yazamamaları fakat belirli konularda koalisyon kurabilmeleri, denge oluşturabilmeleri ve büyük güçlerin hesaplarını etkileyebilmeleri.

Küçük ülke, küçük etki demek değil

“Küçük ölçekli orta güçler” küresel gündemi belirleyemiyor. Fakat enerji, ulaştırma, bölgesel güvenlik, arabuluculuk, finans, teknoloji, coğrafi konum ya da başkalarının ulaşamadığı aktörlere erişim gibi alanlarda vazgeçilmesi zor bir pozisyon elde edebiliyor.

Katar bu grubun çarpıcı örneklerinden. Küçük bir ülke; fakat doğal gaz zenginliği, finansal kapasitesi, ABD ile ilişkileri ve Batılı ülkelerin doğrudan temas kurmakta zorlandığı aktörlerle konuşabilme yeteneği, ülkenin fiziksel büyüklüğünün çok ötesinde diplomatik etki yaratıyor.

Umman’ın sermayesi farklı. Sessizlik, güvenilirlik, stratejik coğrafya ve karşı karşıya gelen taraflarla aynı anda temas kurabilmek. Başkalarının konuşamadığı yerde konuşabilmek, başlı başına güç. Azerbaycan, Kazakistan ve Özbekistan ise başka bir güç biçimini gösteriyor: Coğrafyayı ekonomik ve stratejik değere çevirmek.

Azerbaycan enerji ihraç ediyor, Doğu-Batı ticaret yollarında bulunuyor ve Güney Kafkasya’nın güvenlik denkleminde ağırlık taşıyor. Kazakistan petrol ve uranyum kaynaklarının yanı sıra Rusya ile Çin arasındaki konumundan güç üretiyor. Özbekistan ise Orta Asya’nın en yüksek nüfusuna sahip ülkesi ve merkezi konumuyla bölgesel ticaret ve diplomasi açısından giderek daha önemli.

Yeni güç denkleminin ilginç tarafı,

Her konuda güçlü olmak yerine ihtiyaç duyulan bir konuda vazgeçilmez olabilmek önemli. Petrolünüz olabilir, alıcıların alternatif enerji kaynağı aradığı dönemde petrolünüzün stratejik değeri artar. Kritik bir ticaret güzergâhının üzerinde olabilirsiniz. Fakat mevcut yollar sorunsuz çalışırken bunun ekonomik değeri başka, savaş, yaptırım ya da jeopolitik gerilim alternatif güzergâh arayışını artırdığında başkadır.

Arabuluculuk kapasitesi de böyle. Herkes birbiriyle konuşabiliyorsa arabulucuya daha az ihtiyaç var. Tarafların doğrudan konuşamadığı anda ise onlara aynı anda ulaşabilen aktörün değeri katlanıyor. Güç sabit değil.

Bir kurumun teknolojisi, üretim kapasitesi, dağıtım ağı, markası, insan kaynağı ya da verisi tek başına rekabet avantajı yaratmayabilir. Piyasanın ihtiyaç duyduğu anda erişilmesi zor bir kapasiteye dönüşüyorsa gerçek kaldıraç ortaya çıkar.

Harita yerine koridorlara bakmak gerekiyor

Orta Koridor bunun somut örneği. Çin ve Orta Asya’dan Hazar üzerinden Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye’ye, oradan Avrupa’ya uzanan bağlantı, Rusya üzerinden geçen kuzey rotasına alternatif oluşturuyor.

Rusya-Ukrayna savaşı, yaptırımlar, tedarik zinciri güvenliği ve Avrupa’nın alternatif bağlantı arayışı güzergâhın stratejik değerini değiştirdi. Azerbaycan ve Kazakistan bu nedenle yalnızca kendi ekonomileriyle değil, başkalarının erişim ihtiyacı üzerinden de okunmalı. Özbekistan’ın bu koridora bağlantılarını geliştirmesi de aynı çerçevenin parçası.

Enerji tarafında da benzer bir denklem oluşuyor. Hazar üzerinden geliştirilen yeşil enerji bağlantıları ve Karadeniz üzerinden Avrupa’ya uzanması planlanan elektrik altyapıları, coğrafyanın değerini yeniden tanımlıyor.

CEO açısından anlamı ne?

Enerji şirketiyseniz başka, lojistik şirketiyseniz başka. Finans kuruluşuysanız farklı, sanayi şirketiyseniz farklı. Avrupa’ya ihracat yapan üreticiyle Orta Asya’ya açılmayı planlayan şirketin aynı jeopolitik konuşmayı dinlemesi için hiçbir neden yok.

Bir kurum dışarıdan uzman davet ettiğinde çoğu zaman konu başlığıyla konuşmacı arıyor: Jeopolitik, ekonomi, yapay zekâ, liderlik, sürdürülebilirlik…İyi bir konuşmanın başlangıç sorusu “hangi konuda?” değil, “hangi ihtiyaca?” olmalı.

Enerji şirketinin ihtiyacı petrol ve gaz uzmanıyla mı sınırlı? Elektrik bağlantıları, kritik mineraller, Avrupa’nın enerji güvenliği ve bölgesel diplomasi aynı konuşmanın parçaları olabilir mi?

Yönetim kurulu “ABD-Çin rekabetini anlamak istiyoruz” diyorsa, gerçekten ABD ve Çin’i mi konuşması gerekiyor? Yoksa bu rekabetin Türkiye’nin çevresindeki ülkelerin davranışlarını nasıl değiştirdiğini mi?

Sorular değiştikçe konuşmacı da değişmeli

Konuşmacının güncel olması artık tek başına yeterli değil. Gündem o kadar hızlı değişiyor ki, uzmanların da kendi standart sunumlarına sığınma riski var. Önümüzdeki üç yılda faaliyet gösterdiğimiz coğrafyada hangi ülkelerin pazarlık gücü artacak ve bunun bizim işimize etkisi ne olacak? Ya da enerji, ticaret koridorları ve güvenlik arasındaki yeni bağlantı yatırım kararlarımızı nasıl değiştirebilir? Hatta ABD-Çin rekabetinde taraf seçmeyen ülkelerle iş yapmanın fırsatları ve riskleri neler? Finans kuruluşu için: Jeopolitik risk hangi noktada kredi, yatırım ve ülke riskine dönüşüyor? İnsan kaynakları açısından bile farklı bir pencere açılabilir:

Konuşma bittikten sonra ne kalacak?

Bir konuşmanın değeri, dünyada olup biten her şeyi anlatmasında değil; o dünyanın sizin için ne anlama geldiğini görünür kılmasında. İndeks Konuşmacı Ajansı’nda konuşmacı seçimini şöyle yapıyoruz:

  • Neyi anlamak istiyoruz?
  • Hangi kararın önündeyiz?
  • Hangi varsayımımızı sınamak istiyoruz?
  • Konuşmacının hangi uzmanlığı bizim işimizle kesişiyor?
  • Dünyada olup bitenlerden hangisi bizim için gerçekten önemli?
  • Bu konuşma bittiğinde yönetim ekibinin hangi soruya cevap verebilmesini istiyoruz?