Simply enter your keyword and we will help you find what you need.

What are you looking for?

Search








Generic filters

  /  Murat Yetkin

Murat Yetkin

Murat Yetkin

Murat Yetkin

Gazeteci, Yazar

Murat Yetkin, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü’nden mezun olduktan sonra  1981’de medyaya adım attı. İngiliz Yayın Kurumu BCC World Service Ankara Bürosu’nda (1987) araştırma muhabiri olarak kariyerine devam eden Yetkin, Deutsche Welle ve AFP gibi uluslararası haber kuruluşlarında görev aldı. Yetkin, yıllar içinde savunma, diplomasi, siyaset gibi konu başlıklarında uzmanlaştı. Saha gazeteciliğinin yanı sıra uzun süre yöneticilik ve yayın yönetmenliği yaptı. Yetkin, Turkish Daily News Yayın Yönetmeni olarak küresel gelişmeler ışığında Türkiye’deki gelişmeleri değerlendirdi.

Murat Yetkin, diplomasi muhabirliğini ekonomi, jeo strateji ve tarih bilgisiyle zenginleştiren az sayıda gazeteciden biri. Güncel gelişmeler konjonktür nedeniyle her ne kadar anlaşılmaz ya da zor anlaşılır olsa da okuyan ve izleyene anlaşılır bir dille yalın ve basit anlatma yetkinliği gösterdi.

Murat Yetkin, üzerinde çalıştığı konulara mesafeli yaklaşarak, gazeteci kaynak ilişkisinde örnek davranışlar sergiledi, bu sayede önemli haberlere imza attı. Araştırmacı gazetecilikten vazgeçmediği için gelecekle ilgili isabetli öngörüde bulunulabileceğini de çalışmalarıyla gösterdi.

Yetkin meslekte de kendisini farklı kulvara yerleştiren zengin ilgi alanına sahip; gizli servisler ve istihbarat teşkilatları. Konu her koşulda uluslararası siyaseti şekillendirdiği için bir yandan Yetkin’e zengin haber içeriği sunuyor, diğer yandan yazarlığında farklı bir pencere açıyor. Edebiyat dünyası araştırmacı bir gazeteciyi kadrosuna kattı.

Yetkin’in meslek yaşamını anlamak adına kariyerinden örnekler vermek gerekirse şöyle özetlenebilir; Kanal-D’de kıdemli siyaset ve diplomasi muhabiri, programcı ve haber müdürü kimlikleriyle varlık gösterdi. Türkiye’nin ilk haber kanalı NTV’nin kurucuları arasında yer aldı, NTV Ankara bürosunun kuruluşunda aktif rol oynadı. Bir dönem NTV Ankara Temsilcisi ve siyaset editörü olarak çalışma hayatına devam eden Yetkin, 2000’de Sabah Ankara Temsilciliği’nin ardından 2001 yılında Radikal Gazetesi’nin Ankara Bürosu’nun şefliği görevini üstlendi. Yetkin, 2011-2018 yılları arasında ise Hürriyet Daily News Genel Yayın Yönetmeni ve başyazarı olarak görev yaptı. NTV, CNN Türk ve TRT gibi çeşitli TV kanallarında siyasi nitelikli programlarda yer aldı, üniversitede ders verdi. Ayrıca Eisenhower Fellowship ödülü (2004) bulunan Yetkin, Türkiye İnsan Hakları Vakfı ve toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine çalışan “Yanındayız”ın kurucu üyesidir.

Murat Yetkin 30 yılı aşkın süredir gazetecilik, televizyonculuk, medya yöneticiliği ve araştırmacı yazarlık kariyeri boyunca edindiği deneyimler ve özel ilgi alanlarıyla geniş bir konu yelpazesi içinde, derinlemesine bilgiye sahip bir konuşmacı. Hem Ankara’nın siyaset ve diplomasi koridorlarına, hem İstanbul’un iş ve kültür-sanat kulislerine hakim bir isim. Aralarında Bilderberg, Ditchley Park, Chattam House, Med Forum gibi saygın platformlarda yer almış, konuşmalarını Türkçe olduğu gibi İngilizce de aynı rahatlıkta yapabilen, İngilizce gazete yönetip başyazarlık yapmış nadir isimlerden. Dahası bilgi ve deneyimlerini güncel gelişmelere, günün konularına bağlayarak ve izleyeni de işin içine katabilen, canlı bir üsluba sahip. Zaten konu başlıklarındaki çeşitlilik ve derinlik daha fazla söze yer bırakmıyor.

İÇ-DIŞ POLİTİKA ANALİZ VE TAHMİNLER

  • Türkiye-ABD / Türkiye-AB / Türkiye-Orta Doğu
  • Siyasette karar mekanizmaları nasıl işliyor?
  • Dış politika kararları nasıl alınıyor, nasıl uygulanıyor?
  • Kamuoyu Oluşturma – Kamuoyu Yönlendirme
  • Psikolojik Propaganda (Algı Yönetimi)
  • Günün Konuları

 

ULUSAL GÜVENLİK VE İSTİHBARAT

  • Ekonomik ve Siyasi Espiyonaj
  • Açık İstihbarat ve Kullanımı
  • Uluslararası Örtülü Operasyonlar ve Türkiye
  • Siyasi ve Ekonomik Komplolar
  • Enerji ve Güvenlik Politikalarına Etkisi

BÜYÜKLERE MASALLAR

  • Siyaseti Coğrafya Üzerinden Okumak
  • Edebiyat ve Siyaset
  • Tarım Siyaseti

 

İSTİHBARAT VE ESPİYONAJ (KARŞI CASUSLUK)

  • Günümüzde Casuslar, Kuralları ve Kimlikleri
  • Türkiye’nin Bugününü Çizen 3 Casus Şefi
  • Gizli Operasyonlar ve İstihbarat Savaşları
  • İstihbarat Örgütlerinin Ekonomi ve Seçimlere Etkileri

 

MERAKLISINA

  • Casuslar ve Casusluk Tarihi
  • Entrikalar Tarihi
  • A’dan Z’ye Medya Konuları
  • 1

“EXIT” Ederken, “EX” Olmak; İşte Bütün Mesele Bu!


Murat Yetkin İngilizce, Türkçe yayın yapabilen ender gazetecilerden biri. Dış politika, Türkiye siyaseti, strateji, ana konuları olsa da Pandora’nın kapağını açtığınızda çok enteresan özellikler dökülüveriyor, örneğin milli ve uluslararası casusluk hikayeleri, tarih gibi… Ben aralarından sıcak ve çok da derin bakılmayan bir konu olduğunu düşündüğüm Brexit başlığını seçtim. Söyleşimiz, İngiltere’nin AB’den çıkma kararı ve bunun etki ve analizi.

Brexit’in, İngiltere Başbakanı için yüzyılın yenilgisi olduğu söyleniyor. İngilizler, öyle ya da böyle bunun altından kalkacaklardır, bize etkisi ne olur, konuyu nasıl görebiliriz?

Bir kere, İngiliz ekonomisi büyük bir ekonomi. Yani dünyanın 5-6’ncı sırasında. Avrupa Birliği’nden ayrılmak için bu kadar ciddi bir kamuoyu olması bunu gösteriyor. Sonuçta bir referandum sonucu çıkma kararı aldılar. Gerek işgücü piyasası gerek sermaye piyasası açısından çıkmak istediler. Zaten girişleri çok problem olmuştu.

Bu insanlar neden çıkmak istiyorlar? Biz neden bu kadar girmek istiyoruz?Çünkü biz, ekonomik, sosyal, kültürel olarak girmenin faydalı, çıkarımıza olduğunu düşünüyoruz, Batı ile bütünleşme gibi….  O da diyor ki, “Benim çıkarıma değil kalmak.”

Neden?

Çünkü daha zengin bir ekonomi. Mesela İngiliz sterlini, Euro’dan daha güçlü bir para birimi. Altın stokları fazla, ticaret ağı-üretimi sağlam… Bir de ada olması özelliği var, biraz izole. Aslında girişleri de çok büyük problem olmuştu. Fransa iki defa veto etti İngiltere’nin girişini, “Ne işleri var onların Avrupa’da” diye… Şimdi bu, stratejik Avrupa tablosundan kopuş olduğunu gösteriyor. Bir kere AB, kuruluşundan bu yana kan kaybediyor. En önemli ülkelerden biri, dünyanın 5 yasal nükleer gücünden biri. BM Güvenlik Konseyi’nin küresel nükleer vurma gücü olan 5 ülkesinden biri.

AB içerisinde erimek istemedi mi?

Bizim ihtiyacımız yok diyorlar. Ama şimdi burada peki ne reddedildi o zaman? Kopuş şekli reddedildi. Theresa May bir anlaşmaya vardı AB ile. Koparken de bayağı para kaybedecek İngiliz ekonomisi. Fakat bu ciddi sarsıntılara yol açtı İngiliz siyasetinde. Örneğin, İşçi Partisi’nin Başkanı Jeremy Corbin diyor ki, “Peki biz Gümrük Birliği’nden niye çıkıyoruz? Gümrük Birliği’nden çıkmayalım.” Çünkü GB’nin, Türk ekonomisinde olduğu gibi, İngiliz ekonomisine de getirdiği önemli avantajlar var. Yanı sıra, Muhafazakar Parti’nin içinde diyorlar ki, “Biz bu Avrupalılarla niye uğraşıyoruz hâlâ? Devam eden bir süreç var. Bu devam eden sürecin neyle sonuçlanacağı az çok belli. Sonuçta bir takvim işliyor. Oylama öncesinde AB’den gelen önemli bir açıklama var. Dediler ki, “Biz artık herhangi bir anlaşmayı değiştirme yanlısı değiliz. Yaptık bir anlaşma. Varsanız, var; yoksanız, yoksunuz.” dediler.

Brexit nedeniyle İngiltere’den “exit” edenler oldu. Bunların arasında akademisyenler, çok uluslu firmalar var. İngiltere’nin görülebilen, kaybı büyük. Biz bundan nasıl bir çıkarsama yapabiliriz?

O kadar stratejik bir kaybı yok. AB’nin bundan sonra, Avrupa’nın finans merkezi Frankfurt’tur düşüncesi olsa da o kadar kolay değil. Transatlantik finans merkezi, Londra’dır. Bazı şirketler merkezlerini görünürde taşıyorlar…

İnsan kaynağı da emlak piyasası da etkileniyor…

Hepsi etkilenecek. Bu İngiltere açısından stratejik bir kayıp mıdır? Bilmiyorum. İşin tersinden bakarsak, AB açısından bu stratejik kayıptır. Çünkü o stratejik Avrupa… Dört köşesi var, AB dışında yani… Büyük resmi Avrupa’nın… İngiltere, İspanya, Türkiye, Rusya’dır… Bunun ağırlık merkezi, hep Almanya’dır. Bu tablo gitmeye başladı. AB, ilk defa kan kaybediyor ve çok ciddi… Estonya değil giden… Malta değil… İngiltere!…

Şimdi bunun Türkiye’ye getirileri… Şimdi o dört uçtan bir tanesi zaten Türkiye… Türkiye, girmeye çalışıyor ama dışında. Rusya zaten dışında. İspanya sallanıyor. Yani AB’nin o Kömür ve Çelik Topluluğu’ndan çıkan en dar yapıya doğru bir genişleme var. Bu, zamanında Fransız Cumhurbaşkanı Valery Giscard d’Estaing’in çok vitesli Avrupa, çok halkalı Avrupa dediği şeye doğru da evrilecek, belki de hiç evrilmeyecek artık. Burada İngiltere ile Türkiye arasında AB ile bağlı olmayan yeni iş birliği imkânları var. Bu, AB ile de artık bağlı olmayan, İngiltere’nin çıkışı gerçekleştikten sonra… Olur mu, olabilir. Türkiye’ye son dönemlerde demokratikleşme, insan hakları eleştirilerine karşın artan Alman teveccühü diyelim bu bölgenin sıçrama taşıdır her iki yönde de.

Biz Brexit’i bu anlamda iyi izliyor muyuz? Brexit senaryosunun Türkiye’ye etkisi, Türkiye’nin buradan alabileceği ya da bugüne kadar yapılmamış herhangi bir adım, atak vs. gibi cümleler duymuyorum.

Çünkü Türk sermayedarı maalesef, hakikaten neredeyse çok büyük çoğunluğu, bakkal hesabıyla yaklaşıyor; Dolar kaça çıktı… Gerçekten ciddi bir sığlık var. İşin hükûmet tarafında Dışişleri Bakanlığı dışında, çok ciddi olarak ilgilenen göremiyorum ben. Son yıllarda bizim AB ile ilişkilerimiz, “Bizi olduğumuz gibi kabul edeceksiniz” noktasındadır. Yani, “Bizi böyle kabul edin. Biz buyuz. İster alın ister almayın”. Bunun getirdiği avantajlar var, dezavantajlar var. İngiltere’nin çıkışı, buradaki dengeleri sarsacak. Şimdi yeni bir denge kurulacak. O dengenin nasıl kurulacağını, şu anda İngilizler tahmin edemiyor.

Almanya ve Merkel’in görevden ayrılmasını nasıl değerlendirelim.

Semboldü, ben gidiyorum dedi. Şimdi nasıl bir denge kurulacak, ki Almanya’da aşırı sağa dikkat…

Güzel bir ortam var iyi değerlendirilebilirse Türkiye için.  Önemli bir siyasi fırsat denebilir mi?

Kesinlikle ama perspektifle bakan çok az insan var diyelim. Yani varsa da onları ihmal etmemek için. Hala bakkal mantığı ile yaklaşılıyor.

Bir Türk iş insanı olaylar karşısında, ki bunun adı Brexit olsun… Nasıl değerlendirmeli?

Bir kere bir kolektif akıl üretimi şart. Bizim Nuri Çolakoğlu ağabeyimizin çok güzel bir sözü var: “Türkiye’de en adil dağılımlı şey akıldır” diyor. Kimsenin başkasının aklına ihtiyacı yok. Herkes vermeye çalışır. Herkes kendininkinden çok memnun. Bu kafa ile hiçbir yere gidilmiyor tabii. Bu kafa ile bir yere gidilmiyor. Yani hep kendi düşündüklerinin doğru olduğuna inanıyorlar, bir sonraki yenilgiye kadar. Ondan sonra hep de yeniliyorlar.

Brexit’i düşünmesi gereken iş insanı yalnızca İngiltere ile iş yapanlar mı?

Hayır hayır, tam tersine… Türkiye’nin AB ile ilişkilerine çok ağır etkileri olacak. Türkiye’nin Amerika ile ilişkilerine etkileri olacak. Hem İngiliz hem Avrupa şirketlerinin Türkiye üzerinden Orta Asya’ya, Orta Doğu’ya, başka diyarlara, Afrika’ya, şimdi Türkiye’nin çok ciddi bir Afrika varlığı var artık… Buralara açılımlar olacak. Peki buraya bakan var mı? Bakan varsa da… Bilmiyoruz.Doğru düzgün bir istihbarat çalışması, bir analiz ne kadar yapıyorlar bilmiyorum, “Döviz kaça çıkacak, borsa kaça indi” dışında bilmiyorum…

 

Soru: “Bana ne?” Değil, “Bana Ne Diyor?”


urumlar genel politika ve stratejilerini çok dar pencerelerden bakarak, kendilerini döviz kurlarına hapsederek kurgulamaya çalışıyorlar. Yorum bana ait, katılmayabilir hatta öfkelenebilirsiniz. Ancak görünen köy kılavuz istemiyor. Günlük devinim üzerini kalın bir tabaka gibi örten ekonomik kriz, kararların isabetli alınmasına engel oluyor. Oysa doğru kararlar kuvvetli bilgiyle mümkün olabilir, iş dünyasının eksik ya da çoğu zaman yanlı bilgiyle karar aldığını söyleyebilirim. İcra toplantılarında gazete haberleri derinliğinde analiz edilen siyasi ve uluslararası gelişmelerin yapısal karar almakta etkin olabildiğini sanmam. Kaldı ki, pek çok gelişmenin tartışmalarda yer bulduğunu söylemek bile mümkün değil.  Venezuela’da çekilen pim acaba kimin elinde patlayacak… İran’a koşullu ticaret nereye kadar gidecek? Ukrayna ile ilişkiler uzayacak mı kısalacak mı… Rusya’dan geri dönen meyve sebzeler ile insansız hava taşıyıcılarının ilişkisi var mı? Akdeniz’de petrol ararken gerçekten kimin ayağına basıyoruz. Huawei üzerine dönen film tadında gelişmeler Türkiye’nin 5G macerasını nerede nasıl etkileyecek?… Peki Renault – Nissan Ceo’sunun başına gelenler Türkiye’de üretim için bir şey diyor mu. Bir yazıda bu kadar çok sorunun yanıtını almak tabii ki mümkün değil.

Fikrimi gazeteci ve yorumcu Murat Yetkin’le sınamak istedim. Türkiye’yi 2019’da bekleyen sorun ve fırsatlar ne? Ana soru buydu. Rusya, ABD ve Avrupa değişik boyutlarda 2019’a hareket getirecek. Peki bu büyük ilişki yumağı şirketleri ve kararlarını nasıl etkileyecek? Etkilemeli mi, yoksa “ABD, Rusya ve Çin’den bize ne” mi demeli, önümüze mi bakmalıyız?

 

Dünyada dengeler nereye evriliyor, Türkiye nerede duruyor?

2019’da bizi neler bekliyor gibi bakacaksak, hem küresel hem yerel ölçekte bakalım. Türkiye’nin önünde stratejik olarak en ciddi problem ABD ile ilişkileridir. ABD ile son derece sorunlu ilişkiler var. Türkiye de yine büyük bir sığlık içinde, işte ABD çekecekmiş askeri, “Eyy kazandık, ne kadar güzel, artık ilişkiler çok iyi gidiyor” değil mi? Herkes birbirine böyle diyor. Sonra Trump bir gün kafasına esiyor, bir tweet atıyor. Mahvolduk bittik, artık son…

Kafasına mı esiyor?

E tabii bu naif bir anlayış. Kafasına esiyor diye bakıyorlar. Trump bir şeyi sembolize ediyor ABD’de. Sadece ABD, sadece Türkiye değil, bütün dünyada zaten ayrı bir gidiş var artık, bu son 2 yıldır başlayan ve 2019’da herhâlde daha da artacak olan…

Ne diyebilirsin ona? Akıl tutulması diyebilir miyiz?

Diyemeyiz. Akıl değişmesi diyebiliriz. Başka türlü bakılıyor. Yani bu, kimilerine göre, 2. Dünya Savaşı öncesi koşulları andırıyor.

Sen ne düşünüyorsun?

Ben 1. Dünya Savaşı öncesi koşulları andırıyor diyorum. Çünkü sermayenin tekelleşmesi inanılmaz boyutlarda. ABD’de toplanıyor her şey. Dünya Bankası rakamlarına göre, dünyada üretilen değerin yüzde 23’ü ABD’de üretiliyor. Nakit paranın yüzde 60’ı ABD’de. ABD’de de hakikaten birkaç ailenin elinde toplanıyor vs. 1. Dünya Savaşı öncesinde böyle şeylere şahit olmuşuz, daha çok Avrupa merkezli olmak üzere. Şimdi burada böyle bir şey var. IŞİD, El Kaide vs., sınır aşan terörizm kavramları var. Türkiye ölçeğinde PKK var. Yerel ölçekte bizim için de sınır aşan bir problem ama kendi ölçeğimizde, coğrafi olarak.

  1. Dünya Savaşı öncesinde de ortalığı kasıp kavuran bir anarşist hareket var. Rus Çarı’nı öldürüyorlar. Abdülhamit’i öldürmeye teşebbüs ediyorlar, öldüremiyorlar. Yoksa 1. Dünya Savaşı 90 yaşına gelmiş, zaten tahta çıkma ihtimali olmayan Arşidük Ferdinand’ın öldürülmesinden çıkmadı herhalde. Onu oluşturan koşullar vardı. Şimdi burada yeniden bir dünya savaşı çıkacak demek istemiyorum. Demek istediğim şu: Trump bir şeyi temsil ediyor. Hem sermaye hem siyaset açısından bir eğilimi temsil ediyor. Sermayeye, “Daha fazla kazanacaksınız benim sayemde” diyor.

Ki, o vaatle geldi.

O vaatle geldi. İşçi sınıfına, çalışanlara diyor ki, “Göçmenleri almıyorum. Sana iş vereceğim.” Bir yandan büyük faşizan bir tutumla Meksika’ya duvar örmeye falan çalışıyor, ama bir yandan da işsizlik ABD’de en alt seviyelerde.

Vaatlerini de yerine getiriyor.

Getiriyor. Burada tabii hak ve özgürlükler açısından baktığınızda, mesela ABD’de şu anda Demokratlar içinde ciddi bir kesim böyle bakıyor. Amerikan medyası da buna tepki gösteriyor. Karşı çıkışlar, direnişler var. Ama iş oy vermeye gelince, pek öyle çıkmıyor sonuç. En son yapılan ara seçimlerde örneğin rekor kırıldı katılım açısından. ABD’de ara seçimlerde görülmemiş bir rekor kırıldı ve Trump da öyle yenilgiye falan uğramadı.

Demokratlar birkaç tane star ya da star olabilecek aday çıkardılar. O biraz göz boyadı galiba ama sen şunu mu söylemek istiyorsun? Üstüne bakma altına bak.

Ben, eğer bir dahaki seçimlere kadar başına bir şey gelmezse Trump’ın, bir sonraki seçimleri kazanacağını düşünüyorum.

Peki bu bize ne anlatıyor? Biz çözebildik mi Trump’ın kafasının nasıl işlediğini?

Asla, asla… Dünyaya şöyle bakıyoruz: Türkiye ve gerisi. Yani başka bir faktör var mı ortada  vs. buna bakmıyoruz.

Peki ne yapmak lazımdı?

Akılcı davranmak lazım.

Ne demek istiyorsun?

Şunu demek istiyorum. Yani, burada günlük politika, her iktidara, dünyadaki her ülkedeki iktidara günlük politika lazım.  Bir Amerikalı siyasetçinin bir lafı var: All politics is local: Alında bütün politikalar yerel politikadır diye… Biz de yerel seçimlere gidiyoruz. Yani şu anda evet, kafa tutma, dik durma vs.… Trump’ın en son söylediği; …Türk ekonomisini altüst etmek, perişan etmek vs., bunlar kabul edilebilecek laflar değil.

Ama adam diplomat da değil…

Başkasına söylediği zaman alkışlıyoruz, bize söylediği zaman kafamız bozuluyor. Kafamız bozulmakta haklı. Yani bu laf söylenecek bir laf değil. Değil ama, bunu söylerken adam bir şey yapmak istiyor. Bir bastırmak istiyor. Baskılıyor. O baskılamanın da sonucunu alacak mı? Alabilir. Sonuçta bir uzlaşmadır siyaset. Siyasetin özelliği bu.

Şirket yönetir gibi… Aslında şirketini nasıl yönettiğini soracak olsak onda da başarılı değil.

Başarılı değil ama işini yürütüyor. Ama bu ikisi arasında fark var. Her başarısız olan işini yürütemiyor. Bu yürütüyor. Bayağı bağıra çağıra işini yürütüyor. Gitti Kuzey Kore’de kendisi gibi bir… İzleyiciler bizi bağışlasın, kendisi gibi bir çılgınla anlaştı.

Burada bir cümlesini mealen söyleyeceğim: “Ben başkan olmasaydım, Kuzey Kore’ylesavaşa tutuşurduk. Sayemde…” dedi. Bu da çok enteresan, söylenebilecek cümleler değil ama…

Adam nezaketiyle tanınan biri değil. Ama söylediklerini düşündüğünüzde gerçeklik payı da var. Mesela Fransa ile Macron ile takıştı. Dedi ki, “Bizden yardım istediniz. Size yardım ettik. Etmeseydik, şimdi Almanca konuşuyor olurdunuz”. Doğru mu? Doğru. Yenilir yutulur gibi değil.

2019’a devam edecek olursak, madem Türkiye açısından en önemli noktalardan biri Türk-Amerikan ilişkileri, cümleni nasıl bitirmek istersin? Şunu öğrenmek istiyorum. 2019 süresince hep inişli çıkışlı bir ilişkimiz mi olacak?

Evet. Sadece ABD’yle değil, Avrupa’yla da… Rusya’yla da öyle. Rusya ile de inişli çıkışlı bir ilişkimiz olacak, çünkü şu son olayda gördük ki, Trump’ın bu kadar Türkiye’ye haksızca yüklenmesinin altında Rusya’nın son birkaç haftada frene basmasının rolü var. Peki niye frene bastı? Rusya’yı kızdıracak bir şey mi yaptık?

Füzeleri mi almayı geciktiriyoruz ya da almayacağız?

Yok onun zaten sözünü verdik.

Suriye’de mi kızdırıyoruz Rusya’yı?

Gerekirse kızdırırsın, ayrı bir şey. Fakat Rusya ile tek ilişki alanımız Suriye değil, tıpkı ABD ile tek ilişki alanımızın Suriye olmaması gibi. Ukrayna konusunda… Türkiye, NATO üyesi, NATO ile beraber tavır alıyor ve özellikle Kırım’ın ilhak edilmesi konusunda, buna karşı Türkiye… Doğru tavır. Tam bu sırada siyaseten etkisi olmasa da kendi dinamikleriyle İstanbul’daki Fener Rum Patrikhanesi, 40 milyon üyeli Ukrayna Kilisesi’nin Rusya’dan kopmasına onay verdi. Çünkü onay makamı burası. Patrik Bartholomeos onay makamı. Bu, o kadar öfkelendirdi ki Putin’i, öfkesini Rus Kilisesi’nin Patriğinden çıkardı. Bu sırada, tabii büyük bir başarıdır Türkiye’nin artık kendi silahlarını üretiyor olması. Daha önce de üretiyordu ama şimdi insansız hava araçları… Bunların 12 adet silahlısını Ukrayna’ya sattık.

Bu da kızdırmış olabilir mi?

Olabilir diyorum. Çünkü açıkça hiçbir şey söylemiyorlar fakat böyle bir… Şunu söyleyeceğim: Yeni dengeler oluşuyor. ABD ile ilişkilerde, Rusya ile ilişkilerde, Suriye’de Suriye için çözüm yılı olabilir 2019.

Tam da ABD, NATO’dan çıkabileceğini sıklıkla dile getirdiğinde…

Avrupalılara, “Siz de para verin” diyor. Çünkü para vermiyor, üstlerine düşeni yerine getirmiyorlar.

Bu arada Dünya Bankası. Başkan apar topar gitti. Niye gittiği belli değil. Konuları dağıtmak adına değil, dengeler enteresan bir şekilde değişiyor. Türkiye’ye dönecek olursak…

Risklerimiz büyük, fırsatlarımız da büyük… Riskleri fırsata dönüştürmek için kollektif akılla hareket etmek lazım.

Fırsat deyince ne anlamam lazım?

Fırsat deyince, sürekli olarak aynı yere demir atmamayı, değişen imkanları… Çatışan orduların bile cephe savaşı… Çanakkale’de savaşıyoruz değil mi? Mola veriliyor ve hastalar, yaralılar çekiliyor. Savaştığınız anda bile karşı tarafla konuşmak, konuşma kanallarını açık tutmak zorundasınız. Küslük olmaz. 1800’lerde Kırım Harbi nedeniyle İngiliz Parlamentosu’nda Türkiye üzerine yapılmış bir konuşmada o meşhur yaklaşım dile getiriliyor; “İngiltere’nin ezeli düşmanları, ebedi dostları yoktur. İngiltere’nin çıkarları vardır”. Türkiye için de böyle… Çıkarlarımız var. Türkiye’nin çıkarlarına göre hareket etmek lazım. Türkiye’nin milli çıkarları, ekonomik, kültürel çıkarları demektir. Türkiye’deki eğitim, kültür, demokrasi vs. düzeyinin yükselmesi demektir.

2019’da Türkiye’nin çıkarlarını ilk üç nerede görüyorsun?

Bir kere ABD, Rusya ilişkisini çok iyi dengede tutmak lazım. İki: AB, hazır İngiltere’nin ayrılışıyla bir zayıflama yaşarken bunu iyi değerlendirmek lazım. Artık AB’ye tam üyeliğin olmayacağı belli… Ama şunun olmayacağı da belli. Kimse ilk hayır diyen olmak istemiyor. Ne Brüksel ne Ankara demek istiyor. İki taraf da ilk hayır’ı ben demiyeyim diyor. Böyle gidecektir. Bu çerçevede… Üçüncü olarak Gümrük Birliği’nin yenilenmesi ihtimali de zayıf görünüyor. Çünkü Kıbrıs vs. gibi ülkeler- Rum hükümetinden bahsediyorum-baltalıyorlar. O öyle gidecektir.

Üçüncü imkân aslında, Orta Doğu ve Kafkaslar’da var. Azerbaycan ile ilişkilerimizin daha da gelişmesinde fayda var. Orta Doğu ile ilişkilerimizi de artık bu ideolojik kutuplaşmadan çıkarmamızda fayda var.

Suudi Arabistan’ı mı kastediyorsun?

Sadece Suudi Arabistan’ı kastetmiyorum. Genel olarak, mesela Mısır, Türkiye’nin öteden beri ciddi bir ortağı olmuştur. 20. yılına geliyoruz, Abdullah Öcalan’ın yakalanmasında Türkiye’ye en önemli destek Mısır’dan gelmiş.

İran ile ilişkileri ihmal etmemek lazım çünkü ABD’nin en hassas olduğu konu, çünkü İsrail’in en hassas olduğu konu. Türkiye AB ile şu anda paralel gidiyor. Bence bu tutumunu koruması lazım. Yani İran konusunda AB ile aynı çizgide yer almak hem ulusal hem uluslararası siyaset açısından doğru bir çizgi. Kıbrıs’da beklenmedik şeyler olabilir, enerji çerçevesinde… Şu anda hiç ekranımızda yok ama bir risk faktörü görüyorum. Çünkü uzun zamandır Türkiye’nin elinde olmayan bazı imkânlar artık var. İki tane petrol arama ve çıkarma platformumuz var. Daha önce yoktu. Gemilerimiz var.

Türkiye’nin stratejik öncelikleri arasında Karadeniz öne çıkacak. Bunun en önemli göstergesi ne diye belki soracaksındır. Türkiye’nin Karadeniz’de bir tane deniz üssü vardır. Karadeniz Ereğli’de. O da Kuzey Batı Saha Komutanlığı’na bağlıdır. Bir tane de Trabzon Sürmene’de kuruluyor. Yani Türkiye, Karadeniz’deki askeri varlığını bir misli arttırıyor. Bu da gerekli. Bu tabloya baktığımızda, 2019 haraketli geçecek. Çok iyi manevra yapabilmek lazım. Hem hükûmet düzeyinde hem özel sektör düzeyinde hem sivil toplum düzeyinde. Bu dengeleri çok iyi götürmek lazım.