Simply enter your keyword and we will help you find what you need.

What are you looking for?

Search








Generic filters

  /  medyailiskileri-blog   /  “Hypodermic Syringe”

“Hypodermic Syringe”

Hipodermik iğne, şırınga ya da sihirli mermi modeli olarak geçen bir kitle iletişim kuramı/yaklaşımıdır.

Hipodermik iğne olarak da anılan bu yaklaşım siyasal iletişime en yakın yaklaşımdır. Çünkü bu yaklaşımda, ileti ulaştığı insanların çoğunda herhangi bir etki yapmadığı halde, belli bir beklenti ve arayış içinde olan insanlarda büyük bir etki yaratabilmektedir.

Kitle toplumunda insanlar toplumsal olarak bir diğeri üzerinde son derece kısıtlı toplumsal kontrolün ve etkinin bulunduğu yalıtılmış hayatlara doğru yönlendirilmektedir. Çünkü özellikle kentlerde insanların her biri farklı kökenlerden gelmektedir ve kırsal kesimde daha başat olan ve tektipleştiren gelenek, değer ve inançlar artık insanlar tarafından paylaşılmamaktadır.

Temelde bütün canlılar gibi insanlar da doğuştan belli birtakım içgüdülerle donatılmıştır. Bu içgüdüler onların çevrelerindeki dünyaya tepki verebilecekleri asıl araçlar olarak ele alınmaktadır.

Günümüzde insanların hareketleri daha önce değinilen ortak toplumsal bağlar tarafından giderek daha az etkilenip benzer insanca içgüdülerle yönlendirildiği için bireyler benzer olaylar ve etkilere (kitle iletişim etkileri gibi) benzer tepkiler verirler.

İnsanların genetik miras olarak taşıdıkları insan doğası ve bir bakıma yalıtılmış olarak nitelendirilebilecek toplumsal konumları, onları kitle iletişim iletilerini aynı şekilde alma ve yorumlamaya doğru yönlendirir.

Sonuç olarak kitle iletişim iletileri sembolik “mermilere” benzerler ve her göze ve kulağa çarpan bu mermiler insanların düşünce ve hareketlerine doğrudan, anında ve aynı tür etkide bulunurlar ve bu nedenle de güçlüdürler.

“Sihirli mermi kuramındaki ana fikir kitle iletişim iletilerinin izleyici kitlenin her bir üyesi tarafından benzer bir biçimde algılandığı ve bu uyaran tarafından anında ve doğrudan tepkilerin tetiklenmesi olgusuna dayanır.”

Kim – Ne Dedi – Hangi Kanalla – Kime – Hangi Etkiyle

Uyarıcı–Tepki Modeli

Lasswel’in bu yaklaşımı geliştirmesinde I. Dünya Savaşı sırasında uygulanan propaganda teknikleri etkili olmuştur. Burada özellikle iletişimde gönderilen mesajların, alıcıları anında ve doğrudan etkilediği anlayışı ortaya çıkmıştır. Ancak özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra yapılan araştırmalarda, iletişim süreçlerinin uyarıcı tepki modelinde olduğu gibi, doğrudan ve anında bir etki yaratmadığı; medyanın ve iletişimsel süreçlerin etkilerinin dolaylı ve uzun dönemli olduğu ve araya başka faktörlerin (psikolojik, kültürel, sosyal, teknolojik) girdiği görülmüştür.

Uyarıcı-Tepki Modeli, insanları kitle toplumunun bir bireyi olarak kabul etmiş, yani birbirleriyle iletişim kurmayan, birbirlerinden yalıtılmış ve mesaj kaynağının yönlendirici etkisine tümüyle açık varlıklar olarak ele almış ve bu yaklaşım kaynağa çok büyük bir güç atfetmiştir. Birey pasiftir. Pek çok eksikliklerine rağmen bu model, iletişimin en temel modelidir.

Bu model, ister yüz yüze iletişime, isterse kitle iletişimine uygulansın, özü çok fazla değişmez.

Uyarıcı tepki modeli iletişim çalışmalarında özellikle kitle iletişimi konusunda yapılan araştırmalarda “hipodermik iğne”, “şırınga”, “sihirli mermi modeli” gibi farklı adlarla da anılır. Bu terimlerin hepsi tamamen benzetme amaçlı kullanılmıştır. Uyarıcı-Tepki Modeline göre insanlar, iletişim süreçlerinin (gerek yüz yüze gerekse de kitle iletişiminin) insanların tutum ve davranışları üzerinde etkili olduğu varsayımına dayanır.

Uyarıcı-Tepki Modelinin ya da hipodermik iğne modelinin iletişim süreçlerine uygulanmasının kuramsal ve yorumsal çerçevesinin siyaset bilimci Harold Lasswell’e ait olduğu görüşü yaygındır.

PROPAGANDA NEDİR?

Propaganda sözcüğünün kökeni Latincede bahçıvanın taze bir bitkinin filizlerini yeni bitkiler üretmek için toprağa dikmesi anlamına gelen “propagare” sözcüğüne dayanmaktadır. Dolayısıyla propaganda sözcüğü belirli fikirleri yeşertmek ve yaymak anlamına gelmektedir.

Sosyal bilimciler propaganda kavramı hakkında çeşitli araştırma ve gözlemler ışığında pek çok görüş ileri sürmüşler ve tanımlamalar yapmışlardır.

Bruce L. Smith Sosyal Bilimler Ansiklopedisi’nde propaganda kavramını, “İnsanların ihtilaflı olarak gördükleri inançlara, değerlere ve davranışlara ilişkin düşünce ve davranışlarını semboller yoluyla (sözcükler, hareketler, bayraklar, imajlar, anıtlar, müzik vb.) görece kasıtlı bir şekilde manipüle etmektir” diye tanımlamaktadır.

Propaganda çalışmaları konusunda en yetkin bilim adamlarından biri olarak kabul edilen Qualter’a göre ise propaganda, “bir bireyin veya grubun başka bireylerin veya grupların tutumlarını belirleyip biçimlendirmek, kontrol altına almak veya değiştirmek için, haberleşme araçlarından yararlanarak ve bu bireylerin veya grupların belirli bir durum veya konumdaki tepkilerinin kendi amaçlarına uygun tepkiler şeklinde olacağını umarak giriştikleri bilinçli bir faaliyettir.”

Türk Dil Kurumu sözlüğü de propagandayı “Herhangi bir düşünceyi, bir kanıyı yaymak ve ondan yana olanları çoğaltmak için söz, yazı ya da başka araçlarla yapılan etki.” olarak tanımlamaktadır. Bir başka deyişle bilim adamları arasında propagandanın tanımı konusunda tam bir fikir birliği sağlanamamıştır.

Propagandanın ne olduğunu kavramak için onunla kastedilen şeyin ne olduğunu bilmek gerekir. Propaganda denildiğinde ilk aklımıza gelen şeylerden biri “yaymak”tır.

Propaganda etkinliği temel olarak bir takım görüş ve fikirleri yaymayı içerir. Ancak propaganda sadece yalanları yaymak, kandırmak ve yalan söylemek şeklinde tarif edilemez.

Propagandanın amacı “bireylerin kabule zorunlu olmadıkları bir düşünceyi, istekleriyle kabule, yapmaya zorlanamayacakları bir hareketi istekleriyle yapmaya yöneltmektir.” Şeklinde ifade edilebilir.

İLETİŞİM ARAŞTIRMALARI VE PROPAGANDA

Propaganda ve iletişim konusu ile ilgili olarak liberal ve eleştirel olmak üzere iki paradigmatik yaklaşım söz konusudur.

Liberal yaklaşım, propagandanın incelenmesinde iletişim kuramı bakış açısından psikolojik bir model kullanır. Bu yaklaşıma göre iletişimdeki/propagandadaki kaynak ile alıcı arasındaki ilişki uyarı-tepki çerçevesinde cereyan eden bir süreçtir.

McQuail’e göre; kitle iletişim araçlarının birey ve toplum üzerine etkilerini açıklamaya çalışan araştırmaları

  1. Güçlü etkiler,
  2. Sınırlı etkiler ve
  3. Güçlü etkilere geri dönüş

olmak üzere üç döneme ayırmıştır.

ABD ve Kanadalı bilim insanlarının öncülüğünde geliştirilen iletişim araştırmaları

  1. İlk dönem (1890-1930): Güçlü Etkiler Dönemi
  2. Orta dönem (1930-1960): Sınırlı Etkiler Dönemi
  3. Geç Dönem (1960’tan günümüze uzanan süreç): Yeniden Etkiler Dönemi
  • Güçlü Etkiler Dönemi:

1890-1930 yılları arasında yer alan karakteristik özelliği tarihte ilk kez popüler basınının, sinema ve radyonun ABD ve Batı Avrupa ülkelerinde yaygınlaşmasıdır.

Kitle iletişim araçlarının insanların düşüncelerini, inançlarını ve yaşam biçimlerini değiştirebilecek kadar güçlü olduğu imajını yaymıştır. Bu dönemde kitle iletişim araçlarının güçlü etkilerini açıklamak amacıyla “şırınga” modeli ortaya atıldı.

Bu modele göre kitle iletişim araçlarının bir iğne gibi izleyicilere hemen etki ettiği ve onlara istediği görüşleri kolayca benimsetebildiği ileri sürülüyordu.

Başka bir deyişle kitle iletişim araçları ile izleyiciler arasında mekanik bir etki-tepki ilişkisi olduğu ima ediliyordu.

Almanya ve İtalya’da 1930’lu yıllarda ortaya çıkan faşist rejimlerin propagandaya yoğun olarak başvurmaları ve II. Dünya Savaşı yılları, propagandanın etkinliğine ilişkin inancı aynen kitle iletişim araçlarının Güçlü Etkiler Dönemi’nde sahip olduğu düşünülen etki gibi 1940’lı yılların sonuna kadar taşımıştır.

  • Sınırlı Etkiler Dönemi:

1930- 1960 yıllarını kapsayan ve yapılan araştırmalarla kitle iletişim araçlarının etkileri hakkında önemli bulgulara ulaşıldı. 1948 Elmira seçim araştırmasında da seçmenlerin ilgi duydukları konuları seçerek izledikleri ve kitle iletişim araçlarının seçmenlerin önceden sahip oldukları fikirleri güçlendirici yönde etki ettiği ortaya çıkarıldı (Berelson, Lazarsfeld ve McPhee ) Başka bir deyişle, bu araştırmalarda kitle iletişim araçlarının izleyici bireylerin bakış açılarını değiştirmede tek başına başarılı olamadıkları bulundu.

Howland, İkinci Dünya Savaşı sırasında Amerikan askerlerinin ideolojik eğitimi için kullanılan filmlerin askerler üzerine etkilerini inceledi. Howland’ın bulguları da kitle iletişim araçlarının bilgi iletmede etkili olabileceğini ancak tek başına kitle iletişim araçlarının bireylerin kuvvetle sahip olduğu tutumları değiştiremeyeceğini gösterdi ve sayıları gittikçe artan bu yöndeki araştırma bulgularını destekledi. Böylece sınırlı etkiler döneminde kitle iletişim araçları tamamen etkisiz olarak değerlendirilmemiştir ancak ortaya konan kanıtlarla, bu araçların bireysel özellikler, önceden var olan sosyal ilişkiler, belirli sosyal ve kültürel ortamlar içinde işlevlerini yerine getirdiği vurgulanmıştır.

Bu dönemde ortaya konan bulgular, ister istemez propagandanın birey ve toplum üzerine etkileri konusundaki “şırınga” modelinde ifadesini bulan anlayışı temellerinden sarsmıştır.

  • Güçlü Etkilere Geri Dönüş Dönemi (Yeniden Etkiler Dönemi):

1960’larda başlayarak bugün de geçerli olduğunu söyleyebileceğimiz daha karmaşık kitle iletişim kuramları ve istatistiki yöntemler kullanılarak kitle iletişim araçlarının birey ve toplum üzerine kısa ve uzun dönemli etkileri araştırılmaktadır.

Bu dönemde liberal paradigma içinde geliştirilen kullanımlar ve doyumlar yaklaşımı çerçevesinde yapılan araştırmalar da bireylerin medya iletileri karşısında pasif alıcılar olmadığı fikrini ortaya çıkarmıştır. Bu dönemde ortaya atılan gündem belirleme sessizlik sarmalı, bilgi açığı ve medya bağımlılığı gibi medyanın birey ve toplum üzerine etkilerini araştıran kuramsal yaklaşımlar sonucu bazı bilim adamları “sınırlı etki” anlayışını terk ederek kitle iletişim araçlarının gerçekten önemli etkilere sahip olabileceğini, ekonomik, sosyal ve siyasal güç sahibi olabilmek için etkili bir araç olarak kullanılabileceğine inanmaktadırlar.

Liberal paradigma çerçevesinde 1960’lı ve 70’li yıllarda “propaganda araştırması” adıyla çok az araştırma yapılmıştır. Bunun bir nedeni propaganda kavramını tanımlamakta karşılaşılan hayal kırıklığı idi. Propaganda çalışmalarını etkileyen diğer neden ise, onun silinemeyen olumsuz çağrışımlarıydı.

1960’lı yıllarda Avrupa’da iletişim araştırmaları içinde düşünsel kökenleri itibarıyla Marksizme dayanan ve “eleştirel” diye adlandırılan yeni bir paradigma geliştirilmiştir.

Neo-Marksist toplum görüşünden hareketle dilbilim, siyaset bilimi, psikanaliz ve felsefe alanından yeni kavram ve arayışlar medya çözümlemelerinde de kullanılmıştır. Marks, Freud ve Saussure’un görüşlerinin birleştirilmesiyle oluşturulan kuramsal çerçeve ile kapitalizme yöneltilen eleştiriler bu kuramsal yaklaşımın ortak paydasını oluşturmuştur. Frankfurt Okulu ile başlayan eleştirel gelenek daha sonra yapısalcılığı, ekonomi politik yaklaşımı ve kültürel çalışmaları kapsayacak şekilde genişlemiştir. Propaganda çalışmaları açısından eleştirel paradigmanın önemi, onun “aktif izleyici” üzerine yaptığı vurgudan gelir. Eleştirel paradigma izleyicilerin medya metinleri (bizim konumuzla ilgili olarak propaganda) karşısında savunmasız, medyada yapılandırılan her anlamı kabul eden pasif bireyler olmadığını; sosyoekonomik statü, yaş, cinsiyet, eğitim gibi değişkenlere bağlı olarak anlam mücadelesine girebileceğini ileri sürmektedir.

Kitle iletişim araştırmalarında etki çalışmalarının gelişimi daha çok durumsal yaklaşım lehine “şırınga” modelinin reddedilmesi şeklinde olmuştur. Liberal paradigma içinde yer alan “şırınga” modeli medyanın etkilerini yeterince açıklayamadığına göre aktif izleyici önemlidir.

SİYASAL PROPAGANDANIN KÖKENLERİ

Siyasi propaganda ise “hükümet, parti, yönetim ve baskı gruplarının kamuoyunun davranışını kendi paralelinde değiştirmek için kullandıkları etkileme tekniklerini içerir”.

İnsanların fikirlerini değiştirme ve davranışlarını yönlendirme çabaları insanların topluluk halinde yaşamaya başladığı tarih öncesi çağlara dek uzanmaktadır. Bir başka deyişle propagandanın tarihi yazılı tarihten daha eskidir ve konuşmanın gelişmesiyle birlikte başladığı kabul edilir. Siyasal propaganda ise siyasal rekabetin ortaya çıkışından beri fiilen vardır. Kurumsal olarak siyasal propagandanın tarihi ise 17. yüzyıla kadar uzanmaktadır.

1622 yılında Papa XV Gregory, Protestan Reform Hareketi’nin etkilerine karşı mücadele edebilmek ve Kilise kurumunun saygınlığını arttırmak için Sacra Congregatio de Propaganda Fide’yi kurdu. Roma Katolik Kilisesi’nin resmi bir organı olan bu kuruluş Katolik Kilisesi’nin inancını yaymakla görevlendirildi. Papalığa bağlı propaganda kurumu kurulduktan sonra Katolik inancını yayma işi tek bir merkezden yönetilmeye başlandı. Propaganda kurumunun temel çalışma ilkesi, insanlara Roma Kilisesi’nin inancını gönüllü olarak benimsetmekti.

  1. yüzyılda bile propaganda hala “çoğu yönetimlerin dehşet ve nefretle karşıladıkları ilke ve düşünceleri yaymak için kurulmuş gizli örgütleri” ifade etmekte kullanılıyordu.
  2. T. Brande, 1842’de yayınlanan Bilim Ansiklopedisi’nde propagandayı şöyle tanımlamaktadır: “Modern siyasal dilde propaganda, pek çok hükümet tarafından korku ve nefretle karşılanan düşünceler ve prensipler yayan gizli kuruluşları kınayan bir terimdir.”

Propaganda kavramının içerdiği olumsuz anlam nedeniyle 17. ve 18. yüzyıllarda İngilizce ’de “propaganda” hakkında neredeyse hiçbir şey yazılmamıştır. Ancak, bu dönemden sonra “propaganda” bütün dünyada siyaset bilimcilerin en çok kullandıkları kavramlardan biri olmuştur. Propaganda terimi her ne kadar 17. yüzyıldan beri kullanılıyorsa da ancak 1789 Fransız Devrimi’nden sonra siyasal alana aktarılabilmiştir.

Birinci ve İkinci Dünya Savaşı arasındaki dönemde propagandanın kullanımı yaygınlaşmıştır. Bunda Sovyetler Birliği’nin sosyalizmi benimseyerek yeni bir siyasal güç olarak ortaya çıkması önemli bir rol oynamıştır.

1920’li yıllarda propaganda sözcüğü geniş kitleler tarafından öğrenilmiş ve yaygın olarak siyaset bilimi literatüründe yer almıştır.

Propagandanın bilimsel olarak ele alınması ve bir etki aracı olarak kullanılması Lenin ve Hitler dönemlerinde gerçekleştirilmiştir. Siyasal propagandanın önem kazandığı 1920’li yıllardan günümüze kadar yaşanan toplumsal ve teknolojik gelişmeler nedeniyle propagandanın yapısı değişmiştir.

Teknoloji, Propaganda ve Toplumsal Kontrol

Teknolojik gelişmelerin bir sonucu olarak özellikle 20. yüzyılın ilk yıllarından başlayarak toplumda hızla yaygınlaşan kitle iletişim araçları, yeni toplumsal sistem için vazgeçilmez araçlar haline geldi. Kitle iletişim araçlarının gelişmesi sayesinde insanlar birbirleriyle yüz yüze gelmeden de ortak görüşler ve eğilimler edinebilme, ortak değerler paylaşabilme olanağına sahip oldular. Bu dönemde kitle iletişim araçları, bireyler, kurumlar, yönetenler ve yönetilenler arasında iletişimi sağlayan, dolayısıyla yeni toplumsal sistemi ayakta tutan en önemli unsurlardan biri olarak görüldü.

Propaganda tekniklerinin giderek artan karmaşıklığı karşısında Walter Lippmann, Harold D. Lasswell ve Karl Mannheim gibi bilim insanları kamuoyunun ve dolayısıyla seçmenin profesyonel propagandacılar tarafından manipüle edilmesinden dolayı demokrasinin yaşayamayacağı korkusuna kapıldılar.

Gerçekten de bilginin kontrolünü olanaklı hale getiren iletişim teknolojileri sayesinde bireyleri ve dolayısıyla toplumu yönlendirmek ve idare etmek olanaklı hale gelmiştir. Günümüzdeki ileri kapitalist toplumlarda propaganda ve bilginin kontrolü giderek artan bir şekilde yaygınlaşmakta ve tüm sistemi biçimlendirmektedir. İleri kapitalist toplumlarda bilgi yönetim ve kontrol sistemini ayakta tutan birbiriyle yakından ilişkili dört unsurdan söz edilmektedir

1- Propaganda, halkla ilişkiler ve reklamcılık gibi aktif ikna kuruluşları

2- Bazı bilgilere toplumun geniş kesimlerinin ulaşmasını sınırlamak isteyen çeşitli gizlilik, güvenlik ve sansür mekanizmaları

3- Bilgiyi metalaşmaya ve ticarileşmeye doğru götüren piyasa güçleri, patent ve kopyalama hakları gibi nedenlerle enformasyon akışını iş çevrelerinin değerlerine ve önceliklerine bağımlı kılan giderek hızlanan gelişmeler,

4- Siyasal ve sosyal kamuoyu araştırmaları, pazar araştırmaları gibi ticari ve siyasi çıkarlara hizmet eden bilginin toplanmasındaki artış.

Kitle iletişim araçları günümüzde posta, telgraf, telefon, faks gibi haberleşme araçları; gazete, radyo, televizyon gibi kitle iletişim araçları; uydular, bilgisayarlar (Internet ve e-mail) birer iletişim aracı olarak iletişimin ayrılmaz parçaları durumuna gelmiştir. Bu elektronik iletişim araçları, günümüzde, kurduğu haberleşmek ağıyla kültürü de yaygınlaştırmış; dünyamızı Mc. Luhan’ın deyimiyle “küresel bir köye” dönüştürmüştür.

Kitle iletişim araçlarının fonksiyonları üzerinde ilk kez duran Lasswell (1960), bilgi verme, propaganda yapma ve toplumsallaştırma fonksiyonlarından söz etmektedir. Araştırmacılar, kitle iletişim araçlarının etki alanlarını;

  1. “Fert, grup ya da örgüt düzeyinde etkilenme,
  2. Sosyal kurum düzeyinde etkilenme,
  3. Toplum düzeyinde etkilenme,
  4. Kültür düzeyinde etkilenme” olarak gruplandırmaktadır.

Kitle İletişim Araçlarının Etki Türleri;

  1. “Tavır ile düşünce değişiklikleri,
  2. Ferdî ve toplu tepkiler,
  3. Gündem belirleme,
  4. Toplumsallaştırma,
  5. Denetim,
  6. Gerçeği tanımlama,
  7. Egemen ideolojinin sürdürülmesi”

olarak sınıflandırılmaktadır “Medya ve Propaganda Eşik Bekçileri” adı verilen medya profesyonelleri, haberlerin üretim aşamasında hangi olayların haber olarak halka duyurulacağına, hangi olayların ise haber olarak yer almaması gerektiğine karar verirler.

Basın kuruluşlarındaki editör, yayın yönetmeni gibi yöneticilik konumundaki gazeteciler gündemi kurmaktadır. Medya profesyonelleri neyin haber olacağına karar vermede kişisel görüş ve kanaatlerine göre hareket etmediklerini öne sürerler. Haber değeri adı verilen gazetecilik normlarına göre davranmaları ve görevlerini de tarafsız/adil şekilde yerine getirmeleri gerekmektedir. Güncellik, önemlilik, olumsuzluk, nadirlik gibi haber değerleri profesyonel bir gazetecilik kodu olarak işlev görmektedir. Toplumdaki çoğunluğu oluşturan taraf yaygın medya tarafından desteklendiği taktirde, bu grubun üyeleri düşüncelerini dile getirmekte daha istekli olurlar.

Eğer medya karşıt tarafı, yani azınlığı oluşturan tarafı desteklerse çoğunluğu oluşturan taraf suskun kalmayı yeğler ve sessiz çoğunluk haline gelir. Azınlık, medyanın düşmanca tutumuyla karşılaşırsa kamusal alanda düşüncelerini dile getirmeye çekinir ve sessizliğe bürünür.

Propaganda Teknikleri

Ad Takma:

Bir düşünceye kötü bir niteleyici isim vererek söz konusu düşüncenin ileri sürdüğü iddiaları veya kanıtları gözden geçirmeksizin reddetmemiz için kullanılır.

Ad takma siyasi tartışmalarda sıkça başvurulan bir propaganda tekniğidir. Örneğin, Bir siyasi parti liderinin isminin uğursuz, beceriksiz gibi olumsuz ya da kararlı, başarılı, çalışkan gibi olumlu nitelemeler ile birlikte anılması.

Gösterişli Genelleme:

Bir şeyi etkin bir sözcükle ilişkilendirerek söz konusu şeyi kanıtları gözden geçirmeden kabul ettirmek ve onaylatmak için kullanılır. Bir şeyin yanına iliştirilen bu tür bir sözcük o şeye prestij ve güç katar. Örneğin, Demir Lady, Süper Shell.

Aktarma:

Bir şeyi daha fazla kabul edilebilir hale getirmek amacıyla saygı duyulan ve değer verilen başka bir şeyin otoritesini, onayını ve prestijini bu şey üzerine taşımaktır. Aktarma, çağrışım yaparak işleyen bir propaganda tekniğidir.

Örneğin, bir otomobil reklamının sevilen bir müzik eşliğinde yapılması ile bu otomobile sahip olanların müzikle gelen güzel duygulara da sahip olacağı.

Tanıklık:

Saygı duyulan ya da nefret edilen bir kişiye herhangi bir düşünce, program, ürün ya da kişinin iyi ya da kötü olduğunu söyletmeyi kapsar. Söyleyen kişiye saygı duyduğumuzdan, onun ağzından çıkan sözlere de saygı duyarız.

Örneğin, saygın ve sevilen bir futbol yorumcusunun bir otomobilin iyi ve sağlam olduğunu söylemesi durumunda olduğu gibi.

Sade Vatandaş:

Konuşmacının, dinleyicisinin halktan bir olması nedeniyle kendisinin ve düşüncelerinin iyi olduğuna ikna etmeye çalıştığı bir tekniktir. İzleyicilerin zihninde “işte içimizden biri” düşüncesi uyanır.

Örneğin, bir inşaat şirketinin pazarladığı dairelerden satın alan kişilerin burada ne kadar rahat ve huzur içinde oturduklarını belirtmeleri.

Kağıt Derme:

Bir düşünce, program, kişi ya da ürünün en iyi ya da en kötü olduğunu ortaya koymak amacıyla gerçeklerin ya da yalanların peş peşe sıralanması ile yapılan bir propagandadır.

Örneğin, bir filmin veya bir romanın tanıtımı yapılırken eleştirmenler tarafından yapılan en olumlu eleştiriler filmin veya romanın tanıtımında kullanılır. Eleştirmenlerin yapmış olduğu olumsuz ya da daha az olumlu eleştirilere ise yer verilmez.

Herkes Yapıyor:

Bir şeyi herkesin yaptığını ifade eden propaganda tekniğidir. Bununla propagandacı, yaptırmak istediği şeyin herkes tarafından kabul edildiğini, bu nedenle bizi de bu kişileri izlemeye ve herkesin yaptığını yapmak zorunda olduğumuza ikna etmeye çalışır.

Örneğin, bir doğal afet ya da savaş durumunda yardım toplanması söz konusu olduğunda en zenginden en yoksula kadar her kesimden insanların kendi ekonomik güçleri ölçüsünde yaptıkları yardımları kamuoyuna duyurulur. Böylece, insanların yardımda bulunma konusunda duyarlı hale getirilmesi sağlanır.

Parıltılı Genellemeler:

Parıltılı genellemeler bilgi veya akıl yürütme gerektirmeden kabul edilmesini sağlamak için yüksek değer taşıyan olgular ve inançlarla alakalandırılmış, yoğun, duygusal olarak çekici sözlerdir. Yurt sevgisi, memleket; barış, özgürlük, onur, vs. gibi duygulara alakalandırılır. Sözler muğlak ve herkes için başka bir manaya gelebilecek olsa da anlamları hep olumludur.

Propaganda Türleri:

Propaganda, kaynağına göre sınıflandırılabilir:

Beyaz propagandanın kaynağı bellidir.

Kara propaganda dost bir kaynaktan geliyormuş gibi görünür ama gerçek tersidir. Kara propaganda, yalan, yanlış ve abartılı bilgiler kullanarak duyguları istismar ederek kitlelerin bir çıkar grubunun arzu ettiği gibi düşünmesini ve davranmasını sağlayacak iletişim faaliyetleri yapmaktır.

Gri propaganda tarafsız bir kaynaktan gelir gibi gözükür ama aslında karşı taraftan gelmektedir.

PROPAGANDA ve REKLAM

Bir markanın reklamlarında da aynı teknikler kullanılır; ama reklamla propagandanın temel farkı reklamı izlerken bize reklam yapıldığının bilincinde olmamızdır. Yapan da izleyen de reklamın amacını bilir. İzleyen isterse inanır istemezse inanmaz. Reklamda da propaganda teknikleri kullanılır, duygulara hitap edilir. Propaganda bir bakıma psikolojik savaş yöntemlerinden biridir.

 

Ömer Yılmaz – İçerik Fabrikası