Sürdürülebilirlik uzun süre tek bir konuymuş gibi ele alındı. Kurumlarda karar verenlere ve çalışanlara, adeta bir şablon olarak ve tek kategoride anlatıldı. Başlama noktasında haksız değildik, konuyu bölmek de mümkün olamıyordu, hepsi eşit önemli ayrılamaz konular gibi ele alıp durduk.
Geçtiğimiz günlerde Şafak Özsoy’un Endüstri Radyo’daki programında sürdürülebilirlik iletişimine dair sorularını yanıtladım. Bana yönlendirdiği sorular aslında kime ne anlatacağımızı ayrıştırmak zorunda olduğumuzu ifade ediyordu. Bu yaklaşımı İndeks Konuşmacı Ajansı genel uygulamalarında zaten çalışma prensibi olarak ele alıyoruz.
Programda da altını çizdiğim; sürdürülebilirlik tek bir sunum başlığına indirgenemez, peki ne şekilde ele almalıyız?
Sürdürülebilirlik kurumun tüm fonksiyonlarını ayrı ayrı ilgilendiriyor. Sürdürülebilirlik CEO ve C-Katı için başka bir yaklaşım. İletişim yöneticisi için başka. Genç çalışan ya da teknoloji yöneticisi için farklı… Konu böyle uzayıp gidiyor.
Kasım Ayı COP31 toplantısı pek çok konuyu daha iyi görmememizi sağlayacak şüphesiz, konular kaçınılmaz olarak kristalize olacak.
CEO ve Üst Yönetime Sürdürülebilirliği Kim Anlatmalı?
Üst yönetimin önündeki konu sürdürülebilirliğin iş modeli, sermaye, finansman, regülasyon ve risk yönetimiyle ilişkisi. CEO açısından kritik sorular şunlar olabilir;
- İklim riski şirketin maliyet yapısını nasıl değiştirecek?
- Tedarik zinciri nerede kırılabilir?
- Yeni düzenlemeler hangi pazarlara erişimi zorlaştırabilir?
- Su, enerji ve karbon maliyetleri bilançoya nasıl yansıyacak?
- Şirket bugün verdiği hangi sözün hesabını beş yıl sonra vermek zorunda kalacak?
İletişim ve Pazarlama Ekiplerine Sürdürülebilirliği Kim Anlatmalı?
Bu ekipler çoğu zaman şirketin sürdürülebilirlik iddiasını dışarıya taşıyan son halka. En önemli soruları:
“Neyi söyleyebiliriz? Neyi söylememeliyiz? Elimizdeki kanıt söylediğimiz cümle için yeterli mi?”
“Greenwashing” burada başlıyor. Bir kurumun “yeşil”, “çevre dostu”, “karbon nötr” demesi artık yalnızca yaratıcı metin kararı değil. İddianın arkasında veri, metodoloji ve ölçüm olması gerekiyor.
Genç Çalışanlara ve Geleceğin Yeteneklerine Kim Konuşmalı?
Gençlere sürdürülebilirliği “amacı olan şirket” söylemiyle anlatmak yetersiz.
- Bu şirket neye inanıyor?
- Ben burada ne öğreneceğim?
- İşim güvenli mi?
- Gelirim ne olacak?
- Teknoloji benim işimi nasıl değiştirecek?
- Şirket söylediği değerleri gerçekten uyguluyor mu?
Deloitte’un 2026 araştırmasında 44 ülkeden 22 bin 595 Z ve Y kuşağı katılımcının cevaplarında da istikrar, beceri geliştirme ve iyi olma halinin belirgin biçimde öne çıktığını görüyoruz.
Teknoloji ve Yapay Zekâ Ekiplerine Kim Konuşmalı?
Yapay zekâ sürdürülebilirlik açısından hem çözüm hem sorun. Bir tarafta şirketlerin binlerce sayfa verisini tarayabiliyor; tutarsızlıkları, emisyonları, tedarik zinciri risklerini ve raporlama açıklarını bulabiliyor. Diğer tarafta yapay zekânın kendisi, ciddi bir enerji ve altyapı talebi yaratıyor.
Uluslararası Enerji Ajansı’nın projeksiyonuna göre veri merkezlerinin yıllık elektrik tüketiminin 2024’te yaklaşık 415 teravatsaatten 2030’da yaklaşık 945 teravatsaate çıkması bekleniyor.
İhracatçı, Yatırımcı ve Strateji Ekiplerine Kim Konuşmalı?
Yeni regülasyonlar, karbon politikaları, tedarik zincirleri, finansman koşulları ve küresel iklim diplomasisi şirketin faaliyet alanını değiştirebilir. Türkiye açısından bu yıl ayrıca önemli. COP31, 9–20 Kasım 2026’da Antalya’da yapılacak.
Hangi Kriterlere Bakmalı:
- Bugün neredesiniz? 2030 hedefiniz ne? Hangi hedefin gerisindesiniz?
- Hangi yatırımı yapıyorsunuz? Hangi teknolojiyi değiştireceksiniz?
Tek Bir Sürdürülebilirlik Konuşmacısı Yok
İndeks Konuşmacı Ajansı olarak konuşmacı seçimini de tam burada başlatıyoruz: Önce ihtiyaç.
İçerik: Yaprak Özer-İndeks İletişim Kurucu, İletişim Danışmanı



