Simply enter your keyword and we will help you find what you need.

What are you looking for?

Search








Generic filters

  /  YAZILAR-   /  Didem Tınarlıoğlu Yazıları   /  SİSTEMLER DİJİTAL ÇALIŞANLAR DUYGUSAL

SİSTEMLER DİJİTAL ÇALIŞANLAR DUYGUSAL

Şunu göz ardı edemeyiz; biz duygusal, sözel tarafı analitik tarafından daha kuvvetli bir toplumuz. Soyut kavramlara olan inanç somut verilere olan inancın önünde gider bizim kültürümüzde. Kararlarımızı duygularımıza, ön sezilerimize , sağ duyumuza hatta vefa gibi gönül bağı gibi mahçubiyet gibi yabancı dilde karşılığı bile olmayan manevi kavramlara göre almaya eğilimindeyizdir. Peki iş dünyasının sistem kullanıcıları ve para otoriteleri bu kadar duygusalken dijitaleşmeye dönüşüm ne boyutta, ne hızda ve nasıl olacak?

Öte yandan önmeli bir husus var ki, şu an iş dünyasının patronlarının büyük bir çoğunluğu dijital göçmen. Türkiye’de 1993 yılında bilgisayarla tanıştıkların çoğunluğu ergen veya gençlik yıllarını yaşıyorudu. Bu yıldan sonra doğanlar dijitalin yerlileri. Onlar bu dönüşüme doğuştan şanslı olarak daha kolay adapte olabilecekler olsalar da yatırımı yapacak olan patronları ile aynı dili konuşup aynı bakış açısında olabiliyorlar mı?

Konumuzu biraz açalım: Dijitaleşme demek dönüşüm demek.Bilgisayar teknolojilerinin ucuzlayarak yaygınlaşması, internetin hayatımızın değişilmez bir parçası olması, son dönemde yapay zeka tabanlı çalışmalar ister istemez iş yapış biçimlerini, ilişki kurma biçimlerini, eğlenme biçimlerini, kısaca yaşam biçimlerini çok ama çok derinden etkiledi.

Yaptığı her alışverişte, Google’dan yaptığı her sorguda, okuduğu her sayfada kullanıcı internet üzerinde dijital ayak izleri bırakmaya başladı, bu da her kişinin muazzam bir veri seti olarak tanımlanabilmesine yol açtı. Bu durum karşımıza zaten dijital dünyanın içine mevcut koşulları görerek doğan birçok yeni nesil, Google, Amazon, Facebook vb. gibi şirketler çıkardı ve bu şirketler dünyanın kısa sürede en fazla para kazanan şirketleri haline dönüştüler.

Peki ya bu dijitalleşme bombardımanın öncesinde eğitim gören insanlar ve kuruluşu bu büyük dönüşümün öncesinde olan şirketler ne yaptı ve ne yapıyor?

Bu dönüşüm, kendilerince, önce yaptıkları işin başına veya şirketlerinin adına e- harfini eklemekle başladı. Sanıldı ki e-ticaret, e-iş, e-devlet deyince bütün süreçler elektronikleşip dijitalleşecek ve hayat bu geleneksel yapıya sahip şirketler için kaldığı yerden toz pembe olarak devam edecek. Hatta yeni bilgisayarlar alıp, bunlara en son sürüm yazılımlar yükleyip, başına da bilgisayar çağının içine doğmuş bir bilişim okur yazarı genç oturtunca teknolojiyle buluştuklarını zanneden şirkettler oldu.

Dijitalleşmeyi, temelde bir düşünce sistemi olarak tanımlamalıyız. Dolayısıyla öncelik düşünce sisteminin değişmesinden geçiyor. Bunu yapmak şu an dahi birçok şirket için fazla iş yükü olarak tanımlanabilir ama bugün bu işe soyunmayanlar çok yakın gelecekte rekabet treninden inmek zorunda kalacaklar. 

Sadece makinaların değil, bu makinaların başında oturacaklardan, en üst düzey çalışanlara, patronlardan sahada ter dökenlere kadar herkesin mental dönüşümünden ve iş yapış modellinin değişiminden söz ediyoruz.

İşte tam da bu yüzden dijital dönüşüm çok da basit bir süreç değil.

İşletmelerin için üzerine düşünülmesi gereken asıl önemli konu yeni teknolojilerin mevcut iş akışlarına entegre edilmesi gerekip gerekmediği değil, bu entegrasyonun mevcut iş akışlarını sekteye uğratmadan, en verimli biçimde nasıl gerçekleşeceğidir.

Çalışanların veriye dayalı karar alabildiği, organizasyonun müşteri tatmini ve müşteri mutluluğu üzerine odaklandığı ve bu süreçleri tamamen şeffaf bir bilgi akışı ile yönettiği bir yöne doğru ilerliyoruz. Bu ihtiyacı doğru anlayabilen kurumlar ayakta kalırken, buna cevap verecek yetenekleri geliştiren bireyler de kendileri adına ileri doğru bir adım atmış olacaklar.

Dijital dönüşüm, özellikle teknik departmanların şirketin karar alıcı mekanizması haline geldiği bir süreç asla olmamalıdır, bilgi işlem ve yazılım departmanlarında tekelleşmiş bir süreç değildir.

Tüm dünyanın kullandığı bir iş uygulamasını veya programını reddetmek artık rekabetin çok daha çetin olduğu bu ortamda mümkün olamayacak.

Son söz: Dijital dönüşüm sadece yeni teknolojileri devreye almaktan geçmiyor. İyi işleyen süreçler, ön görü ve deneyimi teknoloji ile iyi entegre edebilen patronlar, motive ve yetkin insan gücü ve bilinçli bir yönetim varsa dijital dönüşümden bahsetmeye başlayabiliriz. 

Sevgilerimle,

Didem Tınarlıoğlu 

 

 

 

 

 

SİSTEMLER DİJİTAL ÇALIŞANLAR DUYGUSAL 

Şunu göz ardı edemeyiz; biz duygusal, sözel tarafı analitik tarafından daha kuvvetli bir toplumuz. Soyut kavramlara olan inanç somut verilere olan inancın önünde gider bizim kültürümüzde. Kararlarımızı duygularımıza, ön sezilerimize , sağ duyumuza hatta vefa gibi gönül bağı gibi mahçubiyet gibi yabancı dilde karşılığı bile olmayan manevi kavramlara göre almaya eğilimindeyizdir. Peki iş dünyasının sistem kullanıcıları ve para otoriteleri bu kadar duygusalken dijitaleşmeye dönüşüm ne boyutta, ne hızda ve nasıl olacak?

Öte yandan önmeli bir husus var ki, şu an iş dünyasının patronlarının büyük bir çoğunluğu dijital göçmen. Türkiye’de 1993 yılında bilgisayarla tanıştıkların çoğunluğu ergen veya gençlik yıllarını yaşıyorudu. Bu yıldan sonra doğanlar dijitalin yerlileri. Onlar bu dönüşüme doğuştan şanslı olarak daha kolay adapte olabilecekler olsalar da yatırımı yapacak olan patronları ile aynı dili konuşup aynı bakış açısında olabiliyorlar mı?

Konumuzu biraz açalım: Dijitaleşme demek dönüşüm demek.Bilgisayar teknolojilerinin ucuzlayarak yaygınlaşması, internetin hayatımızın değişilmez bir parçası olması, son dönemde yapay zeka tabanlı çalışmalar ister istemez iş yapış biçimlerini, ilişki kurma biçimlerini, eğlenme biçimlerini, kısaca yaşam biçimlerini çok ama çok derinden etkiledi.

Yaptığı her alışverişte, Google’dan yaptığı her sorguda, okuduğu her sayfada kullanıcı internet üzerinde dijital ayak izleri bırakmaya başladı, bu da her kişinin muazzam bir veri seti olarak tanımlanabilmesine yol açtı. Bu durum karşımıza zaten dijital dünyanın içine mevcut koşulları görerek doğan birçok yeni nesil, Google, Amazon, Facebook vb. gibi şirketler çıkardı ve bu şirketler dünyanın kısa sürede en fazla para kazanan şirketleri haline dönüştüler.

Peki ya bu dijitalleşme bombardımanın öncesinde eğitim gören insanlar ve kuruluşu bu büyük dönüşümün öncesinde olan şirketler ne yaptı ve ne yapıyor?

Bu dönüşüm, kendilerince, önce yaptıkları işin başına veya şirketlerinin adına e- harfini eklemekle başladı. Sanıldı ki e-ticaret, e-iş, e-devlet deyince bütün süreçler elektronikleşip dijitalleşecek ve hayat bu geleneksel yapıya sahip şirketler için kaldığı yerden toz pembe olarak devam edecek. Hatta yeni bilgisayarlar alıp, bunlara en son sürüm yazılımlar yükleyip, başına da bilgisayar çağının içine doğmuş bir bilişim okur yazarı genç oturtunca teknolojiyle buluştuklarını zanneden şirkettler oldu.

Dijitalleşmeyi, temelde bir düşünce sistemi olarak tanımlamalıyız. Dolayısıyla öncelik düşünce sisteminin değişmesinden geçiyor. Bunu yapmak şu an dahi birçok şirket için fazla iş yükü olarak tanımlanabilir ama bugün bu işe soyunmayanlar çok yakın gelecekte rekabet treninden inmek zorunda kalacaklar. 

Sadece makinaların değil, bu makinaların başında oturacaklardan, en üst düzey çalışanlara, patronlardan sahada ter dökenlere kadar herkesin mental dönüşümünden ve iş yapış modellinin değişiminden söz ediyoruz.

İşte tam da bu yüzden dijital dönüşüm çok da basit bir süreç değil.

İşletmelerin için üzerine düşünülmesi gereken asıl önemli konu yeni teknolojilerin mevcut iş akışlarına entegre edilmesi gerekip gerekmediği değil, bu entegrasyonun mevcut iş akışlarını sekteye uğratmadan, en verimli biçimde nasıl gerçekleşeceğidir.

Çalışanların veriye dayalı karar alabildiği, organizasyonun müşteri tatmini ve müşteri mutluluğu üzerine odaklandığı ve bu süreçleri tamamen şeffaf bir bilgi akışı ile yönettiği bir yöne doğru ilerliyoruz. Bu ihtiyacı doğru anlayabilen kurumlar ayakta kalırken, buna cevap verecek yetenekleri geliştiren bireyler de kendileri adına ileri doğru bir adım atmış olacaklar.

Dijital dönüşüm, özellikle teknik departmanların şirketin karar alıcı mekanizması haline geldiği bir süreç asla olmamalıdır, bilgi işlem ve yazılım departmanlarında tekelleşmiş bir süreç değildir.

Tüm dünyanın kullandığı bir iş uygulamasını veya programını reddetmek artık rekabetin çok daha çetin olduğu bu ortamda mümkün olamayacak.

Son söz: Dijital dönüşüm sadece yeni teknolojileri devreye almaktan geçmiyor. İyi işleyen süreçler, ön görü ve deneyimi teknoloji ile iyi entegre edebilen patronlar, motive ve yetkin insan gücü ve bilinçli bir yönetim varsa dijital dönüşümden bahsetmeye başlayabiliriz. 

Sevgilerimle,

Didem Tınarlıoğlu