Simply enter your keyword and we will help you find what you need.

What are you looking for?

Search








Generic filters

  /  medyailiskileri-blog   /  LET ME TAKE A SELFIE!…

LET ME TAKE A SELFIE!…

“…Ben, Ben, Ben kuşağı…” 1980 sonrasında doğanları ifade ediyor. Çağın değişmesi ve teknolojinin gelişmesiyle birlikte, kendinden önceki kuşaktan bambaşka özellikler taşıyor. Onları anlamıyoruz. Onlar, “ben ben..” derken biz, “Ne ayıp!” diyoruz. Onlar bize, biz onlara uzaktan bakıyoruz.

X kuşağının ardılı olan, Y ve Z kuşağına tekabül eden nesil, küresel çağın da ilk nesli olma özelliği taşıyor. Ülkemizde yaratıcı olarak addedilen Y kuşağı nüfusun yüzde 35’ini oluştururken, “kristal çocuklar” olarak nitelendirilen X kuşağı nüfusun yüzde 17’sini kapsıyor. Y kuşağı, Türkiye’de 25 milyon, dünyada ise 2,2 milyar civarında. Yüzde 80’i kentlerde yaşan ve nüfusun yarısı anlamına gelen bu kuşak, 21. yüzyılın iş hayatının aktörlerini oluşturacak.

Ben ben neslinin, yani Ben’cilerin ne üreteceği merak konusu. Türkiye’de de dünyada da en büyük sorunları işsizlik. Gönüllerinden geçen sektörler, hızlı tüketim ürünleri, otomotiv, finans, internet teknolojileri ve iletişim. Bir araştırmaya dayanarak verdiğim bu sektörler arasında iletişimi görünce, Ben’ciler bizi istiyor da, biz onları ne kadar tanıyoruz diye düşündüm. Sabah akşam iletişim yapıyoruz, bana kalırsa bu çocuklarla iletişim kuramıyoruz! Bu yazıdaki bilgileri, içimizdeki Ben’cilerden birine, stajyerimiz Nur Üstündağ’dan toparlamasını rica ettim. Ben’cilerin halini, onlardan biri daha iyi anlar diye düşündüm… Bakalım son noktayı koyan “ben”, ne kadar anlayabilmişim içimizdeki ben’cileri…Zaten bütün mesele de bu değil mi?… Takdir sizin:

İş Hayatındaki “Ben”ciler
WHY kuşağının kısaltmasından gelen Y kuşağı, adından anlaşılacağı üzere sorgulayıcı özellikler taşıyor. Her şeyi merak eden ve öğrenmeye çalışan bu neslin, girişimci ve heyecanlı olmak gibi pek çok olumlu özelliği var. Ben’ciler, monotonluğu reddeden, özgürlüğüne düşkün bir hayat sürüyor, istiyor, iş hayatında da aynı şeyleri umuyor ve olmadığı takdirde, çalışmamayı tercih ediyor! Bu noktada onları kaybettiğimiz düşünüyorum. Yatay iş ilişkisi kuran Ben’ciler, yurt dışında yaşamayı ve çalışmayı cazip buluyor. Kişisel özgürlüğü en üst seviyede tutarak, yapmak istediği şeyleri yapıyor. Sanallık ve dijitalliğin gereğince de çok çabuk öğreniyor… Neredeyse doğduğu gün itibariyle teknolojiyi kullanabilen bir nesil ortaya çıkıyor. İddialı ve bir o kadar da özgüvenli. En sık karşılaştığı sorun depresyon.

  1. Yüzyılın Hippileri Geliyor
    Bir araştırma şirketinin, 1000 kişinin üzerinde çalışanın katılımıyla yaptığı çalışmaya göre; Ben Nesli, hippi kültürüyle pek çok ortak noktaya sahip. Büyük çoğunluğunun kentlerde yaşadığı Ben’ciler, eğitimli kesimi oluşturuyor. Hata yapmaktan korkmuyor ve bunu deneyim olarak nitelendiriyor. Oldukça cesur. Atılgan tavrı ve otoriteyi reddedişi hippi jenerasyonunu andırıyor. Son benzerlik müzik alanından, festival kültürü! 68 kuşağının efsanevi Woodstock Festivali ile günümüzde sıklıkla yapılan festivaller karşılaştırıldığında, festival ve konser dışında benzerlik yok. Çünkü amcaları tüketime karşıydı; bu çocuklar ise yalnızca tüketiyor!

Ben Neslinin Narsizm ile İmtihanı
Tüm sosyalliğine, geniş iletişim ağına rağmen yalnızlaşan Ben’cilerde sürekli bir depresyon hali var. Kitle iletişim araçlarının yaygınlığı ve sık kullanımının buna yol açtığı düşünülebilir. Toplumsal kültüre uzaklık hali, bireyi kendi yalnızlığına itiyor. Kitlesel yozlaşmanın bir sonucu olarak da, değer verilen şeyler farklılık gösteriyor. Bir önceki nesilde en üstte tutulan vefa ve dürüstlük gibi değerler, Ben’cilerde mutluluk duygusunda patlama yapıyor. “Ben önemliyim” bilinciyle yaptıklarıysa, mutsuzluğu beraberinde getiriyor.

ABD Ulusal Sağlık Enstitüsü verilerine göre narsizm, milenyum jenerasyonunda, 65 yaş ve üstüne göre 3 kat fazla görülüyor. Bu çocukların neredeyse yarısı (yüzde 40) işe girer girmez (en geç 2 yıl) ve iki yılda bir terfi almak istiyor. Hemen terfi ve yükselme peşinde olsalar da araştırmalarda, analitik düşünce biçiminde zayıf, yabancı dil bilgisinde zayıf ve sabır denen meziyette zayıf not alıyorlar.

Ben’ciler çok şaşırtıyor, ezberimizi bozuyorlar… Aileyle yaşama oranı, eş ile yaşama oranından daha yüksek. Evlilik yaşının yükseldiği ve evlenmeden aileden ayrılma oranının düştüğü gözlemler arasında.
Ben‘cilerde narsizm yüksek; çünkü onların sanal alem şöhreti var. Teknoloji ellerinin altında, sosyal medyada aktifler. Hayatlarını adeta sosyal paylaşım sitelerinde sürdürüyorlar. Bu yüzden yanı başındakilerle yaşayacaklarını erteliyorlar. Bir kısır döngü içindeler: Yalnızlar, onun için sosyal mecradalar, sanal kalabalıktayken gerçek sosyalleşmeyi kaçırıyorlar. Aslında çok tanıdıkları var, hiç kimseyi tanımıyorlar. Elle tutmuyor, görmüyor, koklamıyorlar ama her şeyin kokusunu, sıcaklığını, yumuşak ya da sertliğini kelimelere dökebiliyorlar. Sadece kendine odaklı, çevresinden gerçek anlamda kopuk Ben’ler, internet ortamında oluşan 2 günlük şöhretler nedeniyle, 2 dakikada bir şöhret olabilecek türlü değişiklikler yapıyorlar.

Bazılarına göre, “Asrın Vebası” olarak nitelendirilen narsizm, ruhun fastfood’u olarak tanımlanıyor. Başlangıçta zararsız ve keyifli görünse de etkileri sonradan ortaya çıkıyor. Narsizmin önlenmesi için bireyin kendini beğenme özelliğinin yerine kendine yetebilme yetisinin ortaya çıkması ve sosyal ilişkilere önem vermesiyle bunun önlenebileceği söyleniyor.
Kuşak araştırmacısı Evrim Kuran’a göre, Ben ‘ciler için 2P önemli: Peer (Akranları) ve Parent (Ebeveyn). Ben’ci akranları ile çok çabuk bir araya gelebiliyor. Arkadaşlarını ve ailesini önemsiyor, diğer şeyler geri plana atıyor. Kuran, “Bullshit Detector” diye tanımladığı Ben’cilerin saçmalıklara katlanamadığını ve her durumda bunu dile getirdiklerini ifade ediyor. İster patronuna, isterse ailesine karşı, düşüncelerini söylemeye çekinmiyor. Ben’cilerin adalet duyguları gelişmiş. Apolitik olmakla nitelendiriliyorlar ama siyaset konusunda sanal’da aktifler. Çoğu zaman yerini dahi bilmediği ülkeler için sosyal medyayı yerinden oynatıyorlar. Haksız durumlar için sanal alemde imza topluyor, Gezi Direnişi’nde olduğu gibi anında mobilize olabiliyor, ekran başından kalkıp sokağa çıkabiliyorlar.

Bir anda mobilize olan ve dayanışan bu nesil, kimsenin beklemediği şeyler yapabiliyor. Mizahıyla, duvar yazılarıyla, sanatıyla efsane yaratabiliyor. Gezi’de olduğu gibi, bilgisayar başında değil, sokakta barışçıl demokrasi aramasını biliyor, öyle değişik ki, herkes kadar kendisi de buna hayret ediyor.
Ben, Ben… Ben! Kuşağı, anlaşılamadı. Anne babaları bile çocuklarını henüz çözmüş değil. Biz iletişimciler, onları anlama zahmetine bile katlanmadık, kendi duyarsızlığımız içinde varsayımlarla hareket edip duruyoruz. Sonra da, niye nal topluyoruz diye kendimize soruyoruz.

Yok mu bu çocukların iyi tarafı diye düşünebilirsiniz… Yazıyı bir kez daha okuduğumda, onlara haksızlık ettiğimi düşündüm. Sonra silkelenip kendime geldim: “Kime göre iyi? Bana göre mi? “ Benim iyi-doğru-güzel anlayışım onlarla aynı değil ki. Ben’cilerin, Let me Take a Selfie hayatı, benim hepimiz birimiz için klişeme uymuyor belli ki. Varsın uymasın, bu benim ya da onların daha iyi ya da daha kötü olduğu anlamına da gelmiyor. Bir yabancıyla iletişim kurarken onu olduğu gibi kabul edebiliyorsam, Ben’ci çocuklarımızı da olduğu gibi kabul etmem gerektiğini düşündüm.Birbirimizi değiştirme çabasına girmediğimiz sürece sorun yok.

İletişim kurmak demek birbirimizle konuşabilmek demek. Konuşmak demek, sesimi duyurabilmek demek. Sesimi duyurmak demek, karşı tarafın düşüncelerimi ifade eden kelimeleri kodlayabilmesi, neticesinde karşılık vermesi demek… Daha da ileri gidersem, iletişim karşıdakini ikna edebilmek demek.