Simply enter your keyword and we will help you find what you need.

What are you looking for?

  /  medyailiskileri-blog   /  Facebook ve Youtube’a ehliyet şartı gelsin mi? Yaprak Özer

Facebook ve Youtube’a ehliyet şartı gelsin mi?
Yaprak Özer

Okur yazarlığın klasik ve yeni nesil tanımlarına bakmaksızın genel olarak sınıfta kaldığımızı söylememe gerek yok diyerek başlamak can sıkıcı olsa da gerçek. Cehalette sınır tanımıyor ama hemen her konuda uzmanmış gibi davranıyoruz. Büyük titri olan mevki ve sorumluluk sahiplerinin intihallerle dolu geçmişlerine girmeyeceğim. Kağıt üzerinde tas tamamız. Yeni nesil okuryazarlık ne diyecek olursanız bilgi okur yazarlığından medya okur yazarlığına, finans okur yazarlığından hayat okur yazarlığına kadar uzanıyor. Bilgiye dayanan farkındalık ile eğri ile doğruyu ayırt edebilme kabiliyeti.

 

Bu notumun konusu daraltılmış okuryazarlık kavramı üzerinden bir soru: Facebook ve Youtube kullanıcılarının minimum bir medya okur yazarlığına ihtiyacı var mı yok mu? Biraz genişletirsek sosyal medya da diyebiliriz.

 

Fast Company’de dikatimi çeken bu görüşü Mark Sullivan kaleme almış ve yanıtı kısaca “evet var”. Gerekçesi son derece pratik, mealen alıntılamam gerekirse; “trafikte araç kullanmak üzere topluma zarar verebileceğin düşüncesiyle nasıl ki ehliyet alıyorsun, kan revan içinde bıraktığın sosyal medya için de bu mecralara girenlerin ehliyetli olması gerekiyor” diyor. Çok haklı bir argüman, herkesin – hepimizin bir şekilde iletişim eğitiminden geçmesinde yarar var. Attığımız her tweet, paylaştığımız neredeyse her post, maruz kaldığımız kişisel ve bireysel sosyal medya şiddeti can yakıyor. Gerek var mı bu kadar üzmeye ve üzülmeye. Çoğunun bilinçsiz, cahil cesaretiyle yapıldığını düşünsem de azımsanamayacak büyük bir grup gerçekten can yakmak için büyük çaba sarf ediyor. Bu arada profesyonel olarak bu iş için tutulmuş kadrolar bu yazının konusu değil.

 

Ne Facebook ne Youtube ve ne de benzer diğer mecraların bu fikre güle oynaya yaklaşacağını düşünmüyorum, bu anlamda bir sorumluluk taşımış olsalardı baştan giriş çıkışları ve eylemleri, “iletişimi sınırlamak” adı altında değil, ama bir tür ehliyete tabii tutarlardı. Maliyetli olduğunu hepimiz biliyor ve neden taşın altına ellerini koymadıklarını görüyoruz.

 

Sosyal medya cehaleti sınır tanımıyor. İleri demokrasi örneği olduğunu ifade eden ülkelerde de en temel kriterlerin altında kalanlarda da durum benzer. Dünya ne yazık ki, ülkelerin ekonomik büyüklüklerine göre medeniyet testinden geçemiyor, topluluklar ise bu sınavları yaşayarak veriyor.

 

ABD’de bu doğrultuda o kadar çok yazı yayınlanır oldu ki, Sullivan’ın yazısı da biri… “Goodddmorningggg America” diye bağırasım geliyor. Washington’ı basan isyancılar sözü geçen mecralardaki olumsuz ve tahrik eden içerikler nedeniyle aylardır bileniyordu. Peki  yıllardır ve her gün her saniye bilenen diğer halklar ne yapsın?… Şimdi Amerika’ya bu anlamda güneş doğması için çabalayanlar diğer coğrafyalarda bu işler olurken yalnızca izlemek ve ders vermekle yetinmiyor muydu?

 

Bu konuyu siyaset ve sosyal boyutuyla tartışmak iştah kabartsa ve daha fazla ilgi çekse de pratik çözüme odaklanalım. Tabii ki ilk adres okullar. İletişim-medya okur yazarlığı müfredata alınmalı demeyeceğim, zorunda diyeceğim. Kıs kıs güldüğünüzü mü duyuyorum, 4 işlem bir yana okuduğunu anlamadığı somut olarak ortaya konan nesillerin iletişim okur yazarlığına nasıl yaklaşacakları da ayrı merak konusu! Bir yerden başlamak şart, son 20 yılda birkaç nesli feda ettiğimiz gerçeği canımızı acıtıyor ama hiç olmazsa hayata yeni başlayanları yakalayalım… Bir yerden başlayalım da…

 

Sosyal mecralarda yalan, yanlı ve yanlış haberlerin çıkması ve sonra öyle ya da böyle düzeltilmesi ya da hiçbir zaman düzeltilememesi konusunu tartışırken unutmayalım ki,  sosyal medya dünyanın en büyük çöplüğü. Yazılanlar, hakaretler, yanlış haberler, kasıtlı montajlı fotoğraflar denizlerdeki plastik misali kalıyor, iz bırakıyor.

 

Aslında benim uzun zamandır kafamı kurcalayan bir konu da karbonsuzlaştırma bu kadar popülerken neden sosyal medya çöplüğü bundan nasibini almıyor…. Gerçekten bir karbon canavarı ve gerçekten akıllara ziyan.

 

Farklı boyutuyla başkaca bir konuyu daha gündeminize getireyim; bu mecralarda özellikle önemli bir gruba tehlike görüldüğü zaman ne oluyor; total yasaklama! Ya hep ya hiç… Hiçbir hükümetin bu konuda sınıfı geçtiğini söyleyemeyiz.

 

Facebook’un 2.7 milyar kullanıcısını polisiye metotlar kullanarak izleme yapmak üzere istihdam ettiği kadro 15 bin kişiden oluşuyormuş. Özel olarak geliştirilen izleme-dinleme algoritmasını da düşünecek olursanız, bazı filtreleri geçmek asla mümkün değil. Fakat kolay yıkılan duvarları nasıl izah edeceğiz bilemiyorum.

 

Bu aşamada konuyla ilgili tartışmaların bir bölümü uluslararası kontrol mekanizması üzerinde dursa da bence en zor ve inovatif olan sosyal medya mecralarının kendi platformlarında okuryazarlık eğitimi vermeleri üzerine yoğunlaşıyor. Her mecra bu sorumluluğu taşımalı diyenlerin sesi giderek artıyor. Diğer yandan birebir sosyal mecra olmasalar da bazı düşünce kuruluşları ve kullanıcı sayısı yüksek olan kurumlar medya okur yazarlığı eğitimleri vermeye başladı. Alınan ilk geri bildirimler olumlu sonuçlara işaret ediyor. Demek yapılabilirmiş.  Facebook gibi hepimizin algısında tehlikeli kelimesiyle eşleşen bir platform da 1 milyar dolarlık bir bağışla işe koyulmuş. Özellikle aralarında çocuklar ve yaşlıların da olduğu aldanmaya en açık olan gruplarla başlamayı planlıyorlar.

 

“Buradan ne çıkaracağım, alt tarafı tek başına bir kullanıcıyım”, diyor olabilirsiniz. Kendi kurumunuzda sorumluluğu alarak işe başlayabilirsiniz. KVKK diye kimsenin bir türlü anlamadığı, anlamadığı gibi kime ne yarar var diye sorsanız söyleyemeyeceği bir uygulamayı boşa harcamış olduğumuzu düşünüyorum. Keşke bu süreçte akılcı kampanyalarla tehlikeyi ve ulaşılması gereken bilinci de anlatabilseydik.

 

Pratik bir bilgiyle sonlandırayım Rand Corporation mahreçli araştırmanın ilginç bulgularına dikkatinizi çekmek isterim. Yalan haber nasıl çürütülür sorusunun yanıtı bildiğimiz en iyi yöntem olan ne yaparsan yap hemen yalanla, anında doğrusunu ver, yalanı sil ortadan kaldır… formülünün işe yaramadığı. Yapılan bu araştırmaya göre yanlı yanlış haberin çıkışı her koşulda doğrudan daha etkili ve inandırıcı.  Sirkülasyonunu beklemek ve bir hafta içinde doğrusunu vermek okurlar tarafından daha iyi özümseniyormuş. Aksi, yalan doğruyu eziyormuş.  Ve son bulgu; kimler en fazla palavra ve kuru sıkı atıyor; bilgisiz ve beklentisiz bireylerin yalan ve yanlış haber meyli yüksek. Sonuçlarından kaçabileceklerini ve fark edilmeyeceklerini düşünenler daha büyük iştahla palavra içerik üretiyormuş. Okur yazarlık herkese gerek.

 

https://medium.com/fast-company/why-using-facebook-and-youtube-should-require-a-media-literacy-test-b1d19ab9e960

When’s the best time to correct fake news? After someone’s already read it, apparently

https://www.niemanlab.org/2018/05/you-see-it-you-buy-it-just-being-exposed-to-fake-news-makes-you-more-likely-to-believe-it/?relatedstory