Simply enter your keyword and we will help you find what you need.

What are you looking for?

Search








Generic filters

  /  Burçak Ünsal

Burçak Ünsal

Burçak Ünsal

Burçak Ünsal

Avukat

Avukat Burçak Ünsal, İndeks Konuşmacı Ajansı Üyesi ve yapay zeka, blockchain, nesnelerin interneti, telekom ve yaşam bilimleri gibi teknoloji ve bilim alanında aranan hukukçu. ABD, Japonya ve Türkiye olmak üzere farklı coğrafyalarda çalışmalarını sürdürüyor. New York ve İstanbul Barosu’na kayıtlı Avukat Ünsal, hukuk-bilim/teknoloji üzerine aldığı akademik eğitimlerle çok yönlü bir uzman.

Ünsal, yaptığı işi şöyle tanımlıyor: “Dijital dünya ve analog dünya ayrımı kalmadı. Siber riskler, bizi devlete, müşterilerimize ve iş yaptığımız tüm üçüncü şahıslara karşı sorumluluk altına sokuyor. Biz bu riskleri hukuken nasıl yönetiriz, nasıl en aza indiririz konusunda çözüm sunuyoruz.”

Ünsal-Gündüz Hukuk Firması’nın kurucu ortağı olan Ünsal, öncesinde Google ve YouTube’un Bölgesel Hukuk Müşavirliğini üstlendi. Baket Botts, DLA Piper, Kobayashi Todo ve Hergüner gibi firmalarda uzun yıllar çalıştı.

Ünsal, Boğaziçi Üniversitesi Enformasyon Sistemleri Araştırma Merkezi üyesi. Ünsal, ayrıca Avrupa Patent Enstitüsü ve Türkiye Patent Enstitüsü’nin marka ve patent uzmanı.

Burçak Ünsal kimdir?

Golden Gate University Law School ve South Texas University School of Extension’dan olmak üzere iki lisans diplomasını 1998’de aldı. Ardından sırasıyla Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve University of Virginia School of Law’da öğrenimini sürdürdü. Ege Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü’nden lisans üstü derecesini (2009)aldı. Boğaziçi Üniversitesi Yönetim ve Bilgi Sistemleri Bölümünde Siber Hukuk dersleri verdi. Ünsal, İngilizce ve Japonca biliyor.

Siber Suçlar


  • Siber Riskler Nelerdir?
  • Risk Altında Mısınız?
  • Riskleri Bertaraf Edebilir Misiniz? Nasıl?
  • Siber Kriz “O An”Da Nasıl Yönetilir?
  • Kriz Anında Bilgi Güvenliği Nasıl Sağlanır?
  • Siber Suçlar ve Cezaları

Blockchain


  • Blockchain Nedir?
  • Blockchain’in Geleceği
  • Kripto Paraların Vergilendirilmesi
  • Devletler Açısından Blockchain ve Kripto Para Meselesi
  • Aile Şirketlerin Kurumsallaşması
  • Nasıl? Ne Zaman?
  • Teknik Yaklaşım
  • Prosedürler

Sosyal Medya Güvenliği


  • Nefret Söylemi
  • Terör Suçları
  • Özel Hayatın İhlali

Corona Hukuku


Corona ailesinden, Covid 19 adıyla hayatımıza girip coğrafya, ırk, din, dil, cinsiyetten bağımsız herkesi gafil avlayan, tarihin tanıştırdığı kötülüklerinin yanı sıra iyilikleriyle de anacak olduğu salgınla ilgili anlık ölüm kalım bilgileri gözlerimizi kör etti.

Sağlık, tabii ki, pandemiyle ilişkili birincil öncelikli disiplin. Ya diğerleri? Gerçekleri hızla görmekte fayda var. Bu yazıda aktarmak istediğim Covid 19’un hukuk alanında zorladığı yeni konular. Neler olacağını henüz tam bilmiyoruz, yaşadıkça görüp aksiyon alınan en az sağlık kadar önemli olmasına karşın, “Cana geleceğine mala gelsin mantığıyla” henüz adam akıllı can yakmayan disiplin. Hukuk Covid 19 ilişkisi çetrefilli; “…öyleyse böyle, böyleyse şöyle…” beyin jimnastiği üzerinden ilerliyor.

 4 X 4 söyleşi mantığıyla Avukat Burçak Ünsal’ın uzman yönlendirmesiyle toparlamaya çalıştığım söyleşilere Youtube kanalımdan 4 parça olarak izleyebilir, Spotify’dan  dinleyebilirsiniz.

Ben sordum, Avukat Ünsal aktardı. Kapsadığımız alan tabii ki dar, ama pandemi üzerinden çalışma ve özel hayata dair Pandora’nın Kutusu’nu araladığımızı düşünüyorum. Umarım faydalı olur.

Birinci söyleşi, hukuk ve Covid 19 ilişkisi; bu bir mücbir sebep mi, öyleyse ne kadar rahat hareket etmelisiniz. İkinci söyleşi “Elinizdeki sözleşmeler bir işe yarıyor mu?” sorusuna yanıt veriyor. Üçüncü söyleşi, “…harç yok yapı paydos!” diyerek çalışanı “sonra görüşürüz…” diye yollayabilir misiniz? İşçi işveren ilişkisi. Dördüncü söyleşi ise; sağlıkçılarla bizlerin ilişkisinde türlü senaryolar (örneğin; uzman olmayan doktor hastaya bakmak zorunda mı?  Covid 19 pozitif çıktığınız bilgisi paylaşılabilir mi?) yanı sıra akıl tutulması yaşadığımız veya hiç kafamızın basmadığı veri konusu; test bilgileriniz kimlerin elinde?

 

GAFİL AVLANDIK

Covid 19 hukuku gafil avladı diyebilir miyiz? Zaten yaralı hukukumuz kendi derdine ve normal yaşam koşullarımıza derman olamazken, pandemi karşısında ne yapacağını biliyor mu? Ne yazık ki, hayır! Görerek deneyimleyerek, eski bilgilerin yeni koşullara evrilmesiyle sorulara yanıt bulmaya çalışıyor. Tabii ki bir gün sular durulacak ama o zamana kadar pek çok kişinin canı yanacak.

 

MÜCBİR SEBEP VAR MI, YOK MU?

Her şeyden önce yasalarımızda mücbir sebep yok. Bundan kısa bir süre önce bir kira sözleşmesine atfen mücbir sebep ilk kez somut olarak geçti. Ancak bu bilgiye sığınarak kendi kira sözleşmelerinizde ya da ticari sözleşmelerinizde gelişi güzel yazdığınız, içinde mücbir sebep geçen cümlelerin sizi koruyacağını sanmayın.

 

İFA İMKANSIZLIĞI

Mücbir sebep, bugüne kadar “ifa imkansızlığı” olarak kısmen ifade edilmiş oldu. İfa imkansızlığı da doğrudan, dolaylı, geçici, kalıcı kriterleriyle değerlendiriliyor. İfa İmkansızlığının dar yorumlandığını baştan kabul edip anlamalıyız. İfa imkansızlığı adı üzerinde imkan tanımamak üzere geliştirilmiş; kendisinin sebebiyet vermemesi, kendisi dışında olması, kaçınmak için her şeyi yapmış olmak, kendi kusuru bulunmamak, fark ettiğinde ya da öğrendiğinde koşarak karşı tarafa haber vermek zorunluluklarını getiriyor. Bu cümlelerin başına Covid 19 koyun rahatlayacaksınız ama durun çünkü hepsini ispatlamanız gerek. Ömür törpüsü.

 

BİZİMKİSİ PANDEMİ

Sıklıkla yanlış söylenen bir terim. Salgın değil, epidemi değil. Bizimkisi pandemi! Dünya Sağlık Örgütü 11 Mart’ta ilan etti: Pandemi’dir! Supranasyonel kurumlar pandemi deyince ulusal hukukta da pandemi sayılır mı? Yanıt; hayır! Hiçbir ülkenin hukuku bakımından mücbir sebep sayılmaz. Elimiz kolumuz bağlı mı? Yanıt; büyük ölçüde evet!

Burada püf nokta şu; her bireyin, her kurumun, her sektör ve iş kolunun durumu özel olarak ayrı ayrı incelenir. Genel geçer bir karar hiçbir durumu karşılamaz.

 

ÖZEL DURUM VAR MI?

“Geçici” ifa imkansızlığı yaşayan bazı sektörler hükümet tarafından açıklandı. Tam listeyi resmi kaynaklardan kontrol edin, fikir vermesi açısından restaurant, sinema, organizasyon, etkinlik, gazetecilik, perakende gibi…

 

“GEÇİCİ” NE DEMEK?

Geçici ifa imkansızlığı konusu hukuk insanları arasında tartışmalı daha şimdiden. Cumhurbaşkanlığı açıklamasında “mücbir” kelimesi ilk kez telaffuz edilmiş ve bazı durumlar ve hedef kitlelerin zorluk/imkansızlığı kabul görmüş gibi dursa da fiilen nasıl olacağını yaşayarak göreceğiz! Geçici ifa imkansızlığı şu anda bir koruma getirse de siz siz olun adımlarınızı “dokunulmazlık” zırhınız varmış gibi atmayın.

 

NEDEN “MÜCBİR” OLMUYOR?

Kalıcı ve mutlak kalıcı ifa imkansızlığı ilan edilir edilmez elimizdeki yarım akıllı ya da tam kapasiteli sözleşmeleri yırtıp atacağız. Hadi sizin birine ediminiz ortadan kalktı, onun size edimi de kalkacak. Karşınızdakinin başkalarına başkalarının diğerlerine edimi buharlaşınca  bizi düpedüz bir kaos bekliyor.

 

SÜREYE DİKKAT

Geçici ifa konusu daha ne kadar sürecek belli değil. Devlet bu konuda resmi ya da sınırları belli cümleler kurmuş değil. Örneğin hava ulaşımını domine eden şirket var. Uçuşlar yasaklandı, bunların durumunda yalnızca yolcu ve hava şirketi ilişkisi yok ki. Havayolu şirketine iş yapan deyim yerindeyse tonla tedarikçi ve onların çalıştırdığı binlerce kişi. Sizin biletiniz yandı, onların gelirleri dondu, devlet yasakladı, uçuşlar kalktı… zincir! Kim kimden davacı olabilir?

 

KİRACINIZA NE YAPACAKSINIZ?

Kiranızı ödemeyen kiracıya ne yapacaksınız? İçişleri Bakanlığı açıklaması 3 ay. Bir de öngörülemez süre kavramı çıkacak karşımıza. Yetmez, tahammül sınırlarını aşarsa yaklaşımı! Münferit durumlar çok can yakacak. Bu arada bilginiz dahilinde olduğunu düşünsem de tekrarlamak gerek, 3 ay işyeri kirası ödememek haklı fesih sayılmayacak. Ancak kanun kiraları ödememek hakkıdır demiyor, Dikkat!!! Bireylerin konusu daha sıkıntılı. Kiralayan kiranın tamamını talep etme hakkına sahip. Kiracı neden ödemediğini ispata mahkum.

 

İŞÇİ ÇIKARMAK MÜMKÜN MÜ?

Türkiye’de birçok nedenle oturmamış istismara açık konuların başında geliyor işçi ile işveren arasındaki ilişki… Devlet kısa çalışma ödeneği – SGK primleri – erteleme – telafi çalışmaları – işyeri kiraları ödemelerinde hukuki düzenlemeler yaparak ufak tefek imkanlar yaratmaya çalışsa da işverenin çalışan sözleşmelerini feshetmeleri ya da ücretsiz izne çıkarırken bir kez daha düşünmesinde fayda var.

 

ÜCRETSİZ İZİN MÜMKÜN MÜ?

Ücretsiz izin talebi çalışandan gelmek zorunda. Tek taraflı olarak ücretsiz izin olamıyor. Anlaşmalı olabilmesi alternatiflerden biri olabilse de işveren işçiye ücret ödemeyi kesse de SGK primini ödemek zorunda. Galiba birçok kişinin unuttuğu bu. Ha ödemeyeceğim derse, o zaman zaten devlet kendisini güzelce koruyor.

 

İŞÇİ KABUL ETSE DE DAVA AÇABİLİR Mİ?

İşçi ile protokol düzgün yapılmaz, el yazısıyla beyanı alınmaz ise işiniz zor. İşçi işverenle anlaşma yapmayı kabul etse de ileride her zaman dava açma hakkı var. Unutmayın, kanunlarımız ve takdir hakkı ile Yargıtay kararları işçiden yana.

 

İŞÇİ ÇALIŞMAK İSTEMEZSE NE OLUR?

Madalyonun diğer yanında, işçiyi çalışmaya zorlayabilir misiniz? İşçi çalışma ortamının bir pandemiye karşı koyacak koşulları yaratmadığını ifade etmek isterse… ilgili ilin sağlık kurulundan tespit yapmasını talep edecek. Anayasal hak!  Bu konuda başvurular var.  Tespit her istendiğinde yapılır mı; soru işareti…

 

SIKINTI YARATAN İŞÇİYLE ÇALIŞMAK?…

Sorun burada ciddi. Türkiye ekonomisi KOBİ ekonomisi hatta küçük esnaf ekonomisi. Yani 30 kişinin alında istihdam yaratanların ekonomisi. Çalışan bir nedenden işten çıkarılınca işe iadesi bu yüzden zor.

 

ÖNLEM AL, ALDIM! AMA HASTA OLDUM

Çalışana işverenden önlem almasını isteyebilir. İşveren önlem alıp, aldığını ifade edebilir. Bu arada çalışan Covid 19 kaparsa ne olur? İspat! İşyerinde mi, toplu taşımada mı yoksa binlerce milyonlarca vatandaş taşıyıcıdan mı?…  Nerede kaptığını, nasıl olduğunu ispat etmek… “ölümden öte köy yok” nasıl olacak, cevap yok!

 

BİLİRKİŞİ VE ARABULUCU PATLAMASI

Hazır olun, Covid 19’dan daha yıkıcı bir salgın var kapımızda; bilirkişiler ve arabulucular. Koşarak eğitim ve sertifikalarını alanlara gün doğacak. Zaten bu konuda bilirkişinin bilmediği arabulucuların kendilerini mahkeme yerine koyduğu gibi türlü sorun varken, bundan sonra patlayacak dava, ispat durumlarında sizce ne olacak?

 

DEVLETE DAVA AÇILIR MI?

Çin’e dava açan avukatlar varmış, duyunca şaşırdım! Tuhaf değil mi sizce de… Çin devletinden medet umanlar Türkiye Cumhuriyet Devleti’ne dava açarlar mı? Bilemem ama daha kolay olsa gerek.

 

DEVLET NEDEN OLAĞANÜSTÜ HAL İLAN ETMEZ?

Devletin vatandaşın esenliğini, sağlığını ve vücut bütünlüğünü koruma görevi bulunuyor. Ama tehdit altında. Neden peki yapmıyor. Ekonomide çarklar dönsün. Herkes herkese dava açmasın. Kör topal ilerleyen sistem bir gecede çökmesin. Devletin sıkıyönetim ilan etmesini  tavsiye eden hukukçular da var anladığım kadarıyla, böyle olması halinde vatandaş – kurumlar karşı karşıya kalmaz daha az kaos olur…

 

BUGÜN SIKIYÖNETİM YARIN ÖLÜM OLURSA?

Diyelim bugün sıkıyönetim ilan edildi 2 hafta içinde yakınını kaybeden biri devlete hesap sorabilir mi? Örneğin sen daha önce tedbir almış olsaydın ben kayıp yaşamayabilirdim. Önlemlerini almadığın için can kaybım var. Mümkün mü? Aldığım yanıt şöyle; kimse hak aramaktan mahrum bırakılamaz.

 

PANDORA’NIN KUTUSU AÇILDI MI?

Uzman olmayan sağlıkçılar Covid 19’a müdahale edebilir mi? Hastaya yanlış uygulama ve veya bir şekilde bir şey olursa diye endişelenen sağlıkçılar soruyor başımıza ne gelir? Hasta ve yakınları soruyor; doktora güvendim, hastaneye güvendim, devlete güvendim, param vardı özele gittim, sigortaya güvendim… sağlık ve vücut bütünlüğümü koruyamadın, sorumlusun! Ne olacak?…

 

SAVAŞTA MIYIZ?

Önüne gelen bu bir savaş diyor, gerçekten savaşta mıyız? Savaştaysak olağanüstü şartlar gerekmez mi? Gerçi bugüne kadar yaşanan savaşlardan daha büyük kaybımız var! Her şeyden önce sağlıkçılara özel hukuk hizmeti acil olarak sunulmalı diyenlerin sesi yükseliyor. 1970 yılında Yüksek Sağlık Şurası’nda ve Yargıtay tarafında alınan kararlara göre acil durumda hekim ne şartı olursa olsun müdahale etmek zorunda. İmtina edemez. Aksi yasal bir dizi ceza ve hak mahrumiyeti…

 

HEKİM, HASTAYI KURTARAMAZSA

Hekim her şeyi yaptı ama kurtaramadı. Kim sorumlu? İspat mekanizması giriyor ama uzun lafın kısası Yargıtay böyle durumlarda hastaneyi son sorumlu olarak göstermiş. Yatak kapasitesi, ilaç stoğu, doktor stoğu…

 

DEVLET, “ÖNGÖREMEDİM” DİYEBİLİR Mİ?

Pandemiyi kim öngörmeliydi? Vatandaş? İşyeri? Devlet? Sanırım akla en yakın olanı devlet! Öngöremedim diyebilir mi? Yanıt; diyebilir. Hatta başka şeyler de yapabilirmiş. Şöyle ki, Türkiye’de dünyanın pek de başka yerlerinde olmayan olumlu bir yönü var, tüm özel hastanelerin yataklarını acile çevirmek ve halka açmak. Devlet nüfusa göre en fazla yatak kapasitesini gösterebilir ve elden geleni yaptığını ifade edebilir… Elden gelenin hepsi bu mu? Hala sokağa çıkma yasağı uygulamamış olması sorumluluk affı getirmez yorumu yapılıyor.

 

15 NİSAN YA DA 15 MAYIS… SIKIYÖNETİM ÇÖZER Mİ?

Devlet, Bilim Kurulu ve Türk Tabipleri Birliği’nin ısrarlarına karşın sıkıyönetim ilanından imtina etti. Bundan sonra uygulaması işe yarar mı? Vatandaş uygulanmadığı dönemde kaptığı virüsün hesabını kimden soracak? Bir ay sonra sorunlarımız hala hızla devam ediyor, ölümler sürüyorsa geç kalınmış olmayacak mı?

 

KİŞİSEL VERİLERİM KİMİN, BENİM Mİ?

En can sıkıcı konulardan biri. Kişisel verilerim benim dışımda nerede tutuluyor? Kimlerle  paylaşılıyor? Yasalarımızda kanunla yetkilendirilmiş kişi ve kurumlar dışında verilerimizi kimse alamaz, değerlendiremez. Kimdir bunlar hekimler ve sağlık kurumları. Sigortalar değil!!! Türkiye’de ve dünyada sigorta firmaları verilerimizi sorumsuzca paylaşıyor. Bu konuda vatandaş olarak haklarımız var, unutmayın. Sormamız gereken sorulardan biri testi kimden aldık, test bilgilerim nerede muhafaza ediliyor, test bilgilerimi kimlerle paylaştın? Bir başka konu, Covid 19 pozitif çıktığınızı paylaşabilir mi? Siz Covid 19 pozitif çıktığınızı saklayabilir misiniz? Deli sorular… Yerinde sorular! Pandemi Hukuku hayatımıza girmeli ve hukukun yerleşik yapısını da yerinden oynatmalı. Çünkü hukuk evrilen ve değişen zamanlara cevap vermek zorunda.

 

 

Burçak Ünsal Kimdir:

Avukat Burçak Ünsal, yapay zeka, blockchain, nesnelerin interneti, telekom ve yaşam bilimleri gibi teknoloji ve bilim alanında aranan bir hukukçu. Golden Gate University Law School ve South Texas University School of Extension’dan olmak üzere iki lisans diplomasını 1998’de aldı. Ardından sırasıyla Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve University of Virginia School of Law’da öğrenimini sürdürdü. ABD, Japonya ve Türkiye olmak üzere farklı coğrafyalarda çalışmalarını sürdürüyor. New York ve İstanbul Barosu’na kayıtlı Avukat Ünsal, hukuk-bilim/teknoloji üzerine aldığı akademik eğitimlerle çok yönlü bir uzman.

 

Ünsal-Gündüz Hukuk Firması’nın kurucu ortağı olan Ünsal, öncesinde Google ve YouTube’un Bölgesel Hukuk Müşavirliğini üstlendi. Baket Botts, DLA Piper, Kobayashi Todo ve Hergüner gibi firmalarda uzun yıllar çalıştı.

Ünsal, Boğaziçi Üniversitesi Enformasyon Sistemleri Araştırma Merkezi üyesi. Ünsal, ayrıca Avrupa Patent Enstitüsü ve Türkiye Patent Enstitüsü’nin marka ve patent uzmanı.

 

Libra Nedir, Nasıl Kullanılır, Güvenilir Mi?


Yaklaşık 2,6 milyar kişiye ulaşan kontrolsüz bir güç olarak kabul etmek gereken Facebook yeni parabirimi Libra’yı çıkarabilir mi? Libra bir ödeme aracı. Anımsatmak gerekirse Facebook Libra duyurusunu yapar yapmaz bütün merkez bankaları ile geleneksel değerlere sahip  etkin ve saygın ekonomistlerin “olmaz” diye karşı çıkmaları gündemi oluşturdu. ABD başkanı bizzat, Çin, Kuzey Kore, İran ve Rusya gibi ülkelerde yaşanan anlık ve kronik gelişmelerle siyaset ve jeostratejik konular rol çalsa da Libra görülebilir gelecekte gündemin ta kendisi olmaya aday. MasterCard, Visa, finans kurumları, Lift, Spotify gibi popüler aplikasyonların Libra’ya destek vermesi, analize muhtaç detaylar. Avukat Burçak Ünsal mesleki çalışmalarını teknolojiyle birlikte hayatımıza giren gelişmelerin yarattığı hukuksal etkilerine yoğunlaştırıyor. Finansçılar Libra’nın L’si gündeme gelir gelmez çokça konuştular ve daha çok konuşacaklar. Siyasetçiler beklemede… Hukukçu gözüyle bakmak nasıl olur diye düşünmekten alamadım kendimi. Bakın nasıl sorular döküldü ortaya:

 

Bitcoin’de olduğu gibi “sonlu” mu yoksa “sonsuz” mu olacak? Amerikan Dolarına karşı bir paritesi – değişim bedeli olacak mı? Nasıl alınacak? İkinci pazarı olacak mı? Libra alışverişi nerede yapılacak değeri neye göre belirlenecek? Yatırım aracı olarak kullanılabilecek mi? Daha sonra değer kazanacak mı? Vergilendirmesi nasıl olacak? Gümrüğü nasıl olacak? Kaldı ki, Facebook’ta sadece bireyler değil gruplar da var, şirket sayfaları da var, onlar da bu sisteme katılacak mı, sistem nasıl kurulacak?

 

Teknolojiyle var olan tüm sınırlarımız ve koruma kalkanlarımız birer birer kalktıkça korku senaryosunda seyahatte olduğumuzu düşünüyorum. Bu nedenle olmayacağını bilsem de, seçeneğim olsa tercih etmeyeceğimi bilsem de, neredeyse fabrika ayarlarına döneyim  diyesim var… Parayı elimle vereyim, dijital hiçbir şey kullanmayayım, yüz yüze konuşayım denecek  bir nokta! Tabii bu işin fantezisi. Libra özelinde ve temsil ettiği kripto para ve onunda üzerinde hareket kabiliyeti bulduğu blockchain teknolojisini toparlamak mümkün değil. Bu röportajla iyi bir deneme yaptık. Yararlanacağınızı umuyorum.

Burçak Ünsal söyleşimi ayrıca youtube kanalından izlemenizi öneriyorum.

 

Burçak bey sundğunuz hukuk danışmanlığınızın Libra-Blockchain gibi teknoloji ürünleriyle ilgisi nedir?

Biliyorsunuz artık hepimiz hayatlarımızı dijital olarak yaşıyoruz. O yüzden teknoloji, medya ve telekomünikasyon hukuku yapıyoruz demek bence çok doğru değil. Fakat teknoloji, medya ve telekomünikasyondaki gelişmeler, bunlara bağlı araçlar, aygıt ve  faaliyetlerle yaşadığımız günlük sosyal, ticari hayatlarımız ile devletle ilişkilerimiz ve temel haklarımız ki, evlenme boşanmaya kadar dijital yöntemlerle yaşadığımız hayatlarımızda ortaya çıkan yeni meselelere hukuki çözümler ortaya koyuyor, mevzuatın ne yönde değişmesi gerektiği konusunda literatüre katkı sağlamaya çalışıyoruz.

 

Yerel mevzuatla birbirinden değişik konular arasında köprü kurmak nasıl mümkün olacak?

Kolay değil ama gayret ediyoruz. Dünyanın birçok önemli ülkesinde Blockchain ile crypto currency konularıyla ilgili ciddi yasal faaliyetler yapılmaya başlandı.

 

Türkiye?

Türkiye’de ne yazık ki böyle bir yasal faaliyet, mevzuat faaliyeti yok. Fakat SPK’nın verdiği bir ilke kararı var. SPK’nın verdiği ilke kararına göre “crypto currency” veya “token” yaratan işlemlere tamamen karşı değiliz fakat bunu “crowd-funding” (toplu fonlama) veya hisse senetleri yerine kullanıp da ticari hayatı ve sermaye piyasalarını tehlikeye atan faaliyetler olursa takibatını yaparız anlamındaydı. Bu bakımdan bence SPK’nın olumlu bir yaklaşımı var.

 

Nerede başlayıp nerede bittiği belli değil mi?

Ortada mevzuat olmadığı için ne yazık ki belli değil. Fakat dünyada bazı ülkeler var ki, mesela token çıkartmak için yani “crypto currency” arzı yapmak için mutlaka aracı yani dijital finansal değer ajanı veya temsilcisi istiyor. Mesela Malta bunlardan bir tanesi. “Virtual financial asset agent” deniyor bunlara.

 

Örnek vermek gerekirse?

Nasıl ki, bir banka kurarken yönetim kurulu üyelerinizin belli özelliklerde olması, sermaye yeterliliğine sahip olmanız ve görevlerinizi ihmal etmeniz halinde belli cezai yükümlülükleriniz bulunuyorsa, mevzuat “ben seni dijital finansal değer temsilcisi yaparım fakat sorumluluklarını belirlerim” diyor, örneğin sermaye yeterliliğin şu kadar olacak, şu kadar sigorta yaptıracaksın, belirlediğim detayların arkasında duracaksın.

 

Taahhütleri tanımlıyor…

Evet. SPK’nın amacı sermaye piyasalarını, ticari faaliyetin sıhhatini, vatandaşı korumaktır. Mesela İsviçre, Almanya, Malta ve Amerika’nın belli eyaletleri bu tip mevzuatlar çıkartarak lisanslama yapıyorlar. Gerek “crypto currency” çıkartacak şirketler, gerekse bu şirketlerin kendi ülkeleri dışındaki şirketler olması halinde o ülkelerde bunları piyasaya sürebilmeleri açılarından mevzuatı ortaya koyuyorlar, takibi yapıyorlar. Türkiye’de şu ana kadar bu detayda bir çalışma ne yazık ki henüz yapılmadı. Fakat SPK’nın yakından takip ettiğini biliyoruz ve verdiği ilke kararı da aslında olmasını istediğimiz yönde olduğundan en azından ben kendi değerlendirmem olarak paylaşabilirim.

 

Hayatımıza kripto para beraberinde Blockchain girdikten sonra tartışma başladı, kripto para güvenilmez, iyi değildir ama Blockchain’i severiz, iyidir diye. Blockchain ve kripto para birbirinden ayrı mı?

Birbirinden ayrı fakat çoğu zaman birbiri ile bir arada. 2009’da Bitcoin ki bir crypto currency’dir Blockchain teknolojisi üzerinde yaratılmış bir sistem.

 

Blockchain kripto para için mi yaratıldı?

Evet. Blockchain dediğimiz şey merkezi otoriteyi, aracıları, tek bir noter gibi, tek bir validasyon merkezini filan bunların hepsini ortadan kaldıran, belli bir sisteme üye olan herkesin, içinde olan herkesin kendi bilgisayarlarında, kendi sistemlerinde ayrı ayrı anlık olarak bütün muamelelere şehadet edebildiği, gözlemleyebildiği, görebildiği ve bunu kendi sistemlerinde kaydedebildiği, her bir işlem kendi başına bir zaman damgasıyla teyitli ve bütün işlemler birbirine bu zaman damgalarına atıfta bulunarak zincir şeklinde bir silsile olarak takip ettiği bir dağıtılmış gayri merkezi bir dijital kayıt sistemidir.

 

Sıradan basit bir soru: hacklenemez bir sistem değil mi?

Evet. Aynen. 2009’da Nakamoto Satoshi denen kişinin ürettiği ana kadar takip edilebilir.  İlk yapılan Bitcoin işlemine kadar biz bugün herhangi bir muameleden “Genesis Event” dediğimiz ilk oluşma dediğimiz yere kadar geriye dönük takip edebiliyoruz.

 

Şu anda tedavülde olan Bitcoin miktarını ve ne kadarlık bir değer olduğunu bilebiliyor muyuz?

Bu sürekli olarak değişiyor. Bunun pariteleri var. Milyarlarca dolar. Bir sınırı var. Adet ile. Her seferinde yeni bir Bitcoin üretmek yani “mining” dediğimiz  (altın madenciliğinden atıfla mining deniyor) yeni Bitcoinleri ortaya çıkartmak gitgide daha da zorlaşıyor.  Hem bilgi sayım kabiliyeti bakımından zorlaşıyor, hem de o bilgi sayım kabiliyetlerine ulaşmak için yapılacak yatırım maliyeti, gitgide de zorlaşan bir üretim biçimi var.

 

Bitcoin’e rakip birimler ya da sistemler çıkmasına karşın Blockchain adeta kucaklandı… kısaca nedenini anlatır mısınız? Sistemde kimler var? Türkiye neden yok?

Blockchain özellikle gayri merkezi olması, hiçbir kurumun örneğin bir merkezi otoritenin, bir merkez bankasının veya FED’in veya bir ekonomi bakanının iki dudağı arasında bir konu olmaması, hiçbir noter, hiçbir devlet tarafından validasyona ihtiyacı olmaması, hack’lenememesi, takip edilebilmesi gibi birçok sebeple güzel bir alternatif sunuyor. Bu sunduğu alternatifler özellikle bankacılık, finans, sağlık, veri koruma, savunma sanayi, enerji, gayrimenkul gibi birçok sektörde işleri kolaylaştırıyor ve aslında mevcut birçok mevzuata uyum bakımından da avantaj teşkil ediyor. Bu sebeple Blockchain teknolojilerini geliştirmek isteyen çok ciddi teknoloji şirketleri var. Bunların en başında IBM geliyor.

 

Konumuz değil ama IBM’in ne kadar ilginç bir kurum olduğunu ifade etmeden geçemeyeceğim. Bu kaçıncı evrilişi acaba? Bilgisayar üretiminden küresel sistem üretimine…

Şu anda IBM, quantum computer üretiyor ve son 3 yılda 5 Qbit olan quantum computing bilgi sayım gücünü 20 Qbit’e çıkardı. Bundan 50-60 yıl önce oda büyüklüğünde bilgisayar koyan IBM, bugün “binary computing” sistemden quantum computing sisteme geçişte bir numara. Ve aynı IBM şu anda dünyada en fazla Blockchain patent başvuruları yapan şirket.

 

Diğerleri?

İlk 10 içindeki 9 Amerikan şirketi. Birinci IBM, ikinci Intel, üçüncü Bank of America, dikkatinizi çekerim bir banka olmasına rağmen normal banka görevlerini yaparken aynı zamanda bir teknoloji geliştirici olarak Blockchain teknoloji geliştirip, ayrıca da patent ailesi dediğimiz dünyanın birden fazla ülkesinde geçerli olacak şekilde patent başvuruları yapıyor. “Patent family” dediğimiz şey birden fazla ülkede yapılır. Bunun yanı sıra mesela British Telecom var. MasterCard, Visa finans sektöründen.

 

MasterCard ve Visa birbirleriyle kıyasıya rekabetin ötesinde, geleneksel bankacılık sistemiyle rekabetteler değil mi?

Geleneksel bankacılık ödeme sistemleri; kredi ve kredi kartı sistemleri. Onlar bu konuda hâkimiyetlerini korur ve birbirleriyle rekabet ederken aynı zamanda Ripple “hybrid crypto currency”ler gibi müşterinin bankalar veya finans sektöründen kurumlar olan yerlere de yatırım yapıp, kendi teknolojilerini de geliştiriyorlar. Blockchain kullanabilmek için bir piyasaya crypto currency sürmenize de gerek yok. Mesela bir enerji şirketi olarak emtia değişimi yapabilirsiniz, kendi enerji çıktınızı takip edebilirsiniz, ne kadarının dağıtıldığını görebilirsiniz. Sınırsız bir kullanım alanı var.

 

Toparlayacak olursak, Blockchain sisteminde ülke ekonomileri kadar büyük ekonomik ölçeğe sahip olan firmalar var.

Bu arada bunların hepsi de birbirine rakipler.

 

Zaman zaman hayal gücümü çok zorluyor açıkçası.

Mesela Ali Baba. Çin. 2018’de IBM’den daha fazla başvuru yaptı. Biz Ali Baba’yı bir toptancı, internet e-commerce şirketi olarak biliyoruz. Ama hem yatırım şirketleri var hem de teknoloji geliştirme ayakları var.

 

Facebook sizce bir para birimi çıkarabilir mi?

Bence çıkarabilir ama söylendiği kadar kolay ve tartışıldığı kadar geniş bir şey olmasını beklemiyorum. Kendi beyanatlarına göre “global currency” yapacağız diyorlar. Dünya üzerinde banka hesabı veya bankacılık hizmetlerine erişimi olmayan 1,5 milyar insan bu sayede finansal işlem yapabilecek diyorlar. Müthiş bir şey. Kulağa hoş geliyor ama global para transferi nasıl yapılacak? finansal işlemler mi yapacaksın? hizmet ve mal mı alacaksın? Kim, kimler bu paradan ne kadar alabilecek? ben sadece Facebook içerisinde bir kullanıcıyım, siz de öyle, şimdi sizin alabileceğiniz ile Bill Gates’in veya Zuckerberg’in alabileceği adet eşit mi olacak? Belli değil. Biliyorsunuz artık dijital finansal güç, algoritmalar marifetiyle  çıkartılıyor. Mesela LinkedIn üzerinden arkadaşınız kim, ne seviyelerde arkadaşlığınız var veya Amazon üzerinden aylık yaptığınız alımlar ne kadar gibi kriterlere mi bakacaklar….

 

Bu, Çin’in kendi vatandaşlarını izlemesi gibi bir şey.

Evet, tabii. Sizin kredibiliteniz ne? Biz size ne kadar kredi tanımlayabileceğiz? Alım gücünüz ne? Size hangi ürünün reklamını çıkartalım?

 

Böyle baktığınızda çok tuhaf, tehlikeli, adil değil.

Tehlikeli görünen bir diğer tarafı da bunun ortakları var. Bunu Facebook tek başına yapmıyor. Ortakları Spotify, WhatsApp ki, Facebook’un bu işin dağıtımı için kullanılacağı söyleniyor, Instagram, biliyorsunuz tek tıkla alışverişi sağlıyor, E-bay, PayPal ortaklar arasında. Şimdi bu aynı zamanda rekabet hukuku açısından da çok ciddi sorunlar yaratıyor.

Dünyada 5 tane büyük şirket, 5 yılda belki 500’den fazla startup’I gün yüzü görmeden, satın almak suretiyle önlerini kesiyor (bunu söylerken yorumu dinleyiciye bırakıyorum ama satın aldığı bir gerçek.) Unutmayalım ki bu teknolojilere kendi teknolojileri pazarlama bekletişine de sahipler.

Tabii bu adil bir sistem değil. Girişimci küçücük imkânlarıyla büyük fikirlerini bir an önce piyasaya sunmak istiyor.

Facebook 40 milyar USD rekabet hukukundan Avrupa Birliği’nde ceza yedi. Amerika’da bazı senatörler bölünmesi gerektiğinden bahsediyor. Ama Amerika’daki rekabet hukuku Avrupa’dakinden biraz daha farklı olduğu için şu anda bu yönde bir adım atılmadı. Şu anda ciddi görüşmeler var.

 

Sizin kişisel fikriniz nedir? Libra gibi bir şeyden kaçmak mümkün mü?

Bence kaçmamıza gerek yok, kaçmamız mümkün de değil. Hatta olması iyi olur. Fakat bir tek dikkat çekmek istediğim şey şu, söylendiği kadar kolay olmaz. Çünkü o bir ödeme aracı olacaksa bunun her ülkede kendi mevzuatı var.

 

İngiltere enteresan bir açıklama yaptı Libra karşısında; gözümüzü açtık ama gönlümüzü açmıyoruz gibi... Avrupa Birliği üyesi pek çok ülke aynı şekilde. Bizden ise herhangi bir ses çıkmadı. Biz siyasete odaklıyız.

Facebook, Amerika’da borsaya kote bir şirket olduğu için bu gibi tüm girişimlerini çok çok detaylı bir şekilde belirtmesi lazım çünkü bu doğrudan doğruya hisse değerleri yani yatırımcının refahı ile alakalı bir şey. İkinci konu, ödeme sistemlerinde, dijital para, elektronik para sistemlerinde ödeme yerine kullanılacak emtialarda ayrı mevzuatlar var. Bunları kim kullanıyor? Kullanılan paralar nereden geliyor? Parite neye göre hesaplanacak? Bitcoin’de olduğu gibi sonlu mu olacak sonsuz mu olacak? Amerikan Dolarına karşı bir paritesi bir değişim bedeli olacak mı? Nasıl alınacak? İkinci pazarı olacak mı? Diyelim ki, benim 100 tane Libram var, sizin 50 tane Libranız var. Siz 75 olsun istiyorsunuz. Ben de size 25’imi satabilirim. Bu nerede yapılacak? Bunun değeri neye göre belirlenecek? Yatırım aracı olarak kullanılabilecek mi? Daha sonra değer kazanacak mı? Çünkü değer kazanacaksa bugün aldığımız Libra bundan bir yıl sonra daha yüksek bir değerde olabilir. İşte bütün bu bir nefeste sayabileceğimiz birçok mesele. Vergilendirmesi nasıl olacak? Gümrüğü nasıl olacak? Türkiye’de bulunan bir vatandaş Libra kullanarak bir şey satın aldı, yurt dışından geliyor, gümrükten geçerken beyan edilecek olan TL fiyatı neye göre belirlenecek? Bu gibi pratikten kaynaklı birçok mevzuata değiyor… Şunu da söyleyeyim Facebook’ta sadece bireyler değil gruplar var, şirket sayfaları var, onlarda nasıl olacak?

 

Kısaca anladığım finans sistemi, özelinde bankacılığın değişeceği. Bankalar kaybolmasalar da şekil değiştirecekleri ortada.

Yüzde yüz.

 

Facebook olması bana hem çok akılcı geliyor hem de çok tehlikeli. Çok ciddi bir güvenlik problemi var. Ne düşünüyorsunuz?

Özellikle Cambridge Analytica skandalından sonra Mark Zuckerberg’in, mahremiyete, veri korumaya dair çok daha dramatik adımlar atacağız şeklinde taahhütleri var.

 

Unutulabilir gibi bir şey değil.

Ne yazık ki. Benim düşündüğüm Blockchain teknolojilerinin kullanılıyor olması belki bu dediği “privacy by design” yani daha tasarımdan kaynaklı mahremiyet bakımından doğru bir anahtar kelime teşkil ediyor. Finansal hizmetler müşterini tanı “know your clients” yükümlülükleri, (kara para aklama ve terör finansmanı gibi global yükümlülükler sebebiyle) belli oranda şeffaf olmak ve hükümetler talep ettiğinde açıklama yapmak zorunda. Diyelim ülkemizde MASAK takibi sonucunda finansal usulsüzlük veya terör finansmanı durumuyla karşılaşıldı ve ilgili mahkeme Facebook’a ilgili verileri bana ver dedi. Bakalım Facebook bunu verecek mi? Türkiye örneğini geçelim, Afganistan talep etti, onlara verecek mi? Suudi Arabistan talep etti, onlara verecek mi? Kuzey Kore, Güney Kore…. Yani her mevzuatın, her ülkenin kendine göre hassasiyetleri var, kendine göre durumları var. Ben Facebook’un bu yaptığı veya beyan ettiği hiçbir şeye karşı değilim, itirazım yok. Ama ben aynı anda anlatıldığı şekilde her yerde hayata geçebileceğine bu pratik sebeplerle herkesin takdir edebileceğine ihtimal vermiyorum. Belki bir pilot ülke ve pilot muameleler biçimleri tespit edilir, onlar üzerinden başlar.