Simply enter your keyword and we will help you find what you need.

What are you looking for?

Search








Generic filters

  /  Barbaros Çetin

Barbaros Çetin

Barbaros Çetin

Biyolog

Barbaros Çetin, çok sayıda ulusal ve uluslararası bilimsel yayına imza atmış bir biyolog. Tüm dünyada uzun yıllardan beri üzerinde çalışılan ancak Türkiye’de hala yeterince yer bulamayan Lyme hastalığı konusunda çalışmalar yürütüyor. Tıp çevrelerince insanoğlunu tehdit eden yeni bir salgın hastalık olarak kabul edilen Lyme hastalığına sahip insan sayısının AIDS’in 12 katı olduğuna dikkat çeken Çetin, Türkiye’de yaklaşık 10 milyon kişinin Lyme hastası olduğuna işaret ediyor. Halihazırda Amerika’da 25 milyon kişi, Çin’de ise 75 milyon kişi ‘içimizdeki sessiz katil’ olarak nitelendirilen Lyme bakterisi taşıyor. Bay Area Lyme Foundation (Bay Area Lyme Vakfı, bu sayının önümüzdeki birkaç yıl içinde 80 milyona çıkacağını öngörüyor.

Bu bakteri kalp krizi, şizofreni, bipolar bozukluk, beyin tümörü, bazı kanser türleri, otizm, huzursuz bacak sendromu, ürtiker, MS, ALS gibi kas hastalıkları, haşimato tiroidi, romatoid artrit, alzheimer, parkinson, çölyak gibi yaklaşık 365 hastalığı taklit etme özelliğine sahip bu nedenle de tespit edilmesi oldukça güç. 800’e yakın semptoma sahip olan ve başta kene olmak üzere sivrisinek ve bit gibi kan emen canlılar ile kan ve organ nakliyle, cinsel ilişki yoluyla bulaşan hastalık, sadece LTT-Boleria testiyle tespit edilebiliyor. Türkiye’nin Lyme konusunda dünyanın oldukça gerisinden geldiğini belirten Çetin, “Bugün dünyada Amerika başta olmak üzere Avrupa’nın bazı ülkelerinde 30 yıldır Lyme klinikleri ve bu konu ile ilgilenen yüzlerce Lyme doktoru var. Ama bizim ülkemizde 50 yıllık bir geçmişe sahip olan Lyme hastalığı ile ilgili ne gerçek anlamda Lyme doktoru ne de gerçek anlamda Lyme kliniği var. Lyme doktorları yetiştirilmeli, Lyme klinikleri açılmalı. Ülke olarak Lyme hastalığı ile mücadele için “Acil Eylem Planını” bir an önce hayata geçirmek zorundayız” diyor.

ABD’li Dr. Richard Horowitz, Alman Dr. Armin J. Schwarzbach, otizm konusunda 30 yıllık tecrübeye sahip Dr. Robert Bransfield gibi Lyme konusunda tüm dünyada otorite olarak kabul edilen isimlerden oluşan 1000 kişilik lider komitesine seçilen Barbaros Çetin, Dünya Sağlık Örgütü, Uluslararası İklim Değişimi Paneli, BM Çocuk Fonu, BM Çevre Fonu, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler üyesi tüm ülkelerin sağlık bakanlıklarına gönderilerek konu ile ilgili kamuoyu oluşturularak farkındalık yaratılmaya çalışan ekibin üyesi olarak aktif çalışmalar yapıyor.

Lyme’ın yanı sıra küresel ısınma, Türkiye’nin ekolojik geleceği, ekolojik ekonomi ve su Barbaros Çetin’in güncel çalışma alanlarını oluşturuyor. Çetin, insanoğlunun, bugün kaynak olarak kullandığı çeşitlerden ancak doğal sistemler sağlıklı olduğu sürece yararlanabileceğinin altını çiziyor.

Çetin’e göre yaşam felsefemizi değiştirmemiz ve doğayı iyi okumamız gerekiyor. Yaşadığımız ortamın kurallarını bilmezsek, gezegenin yaşam sistemini algılayamazsak ve kaynakların sonsuz olduğunu düşünürsek hayatta kalmamız ya da mutlu olmamız mümkün olmayacak.

İsveç Bilim Enstitüsü ve İsveç Bilim Akademisi burslarıyla Almanya, Finlandiya ve İskoçya’da botanik çalışmaları gerçekleştiren Barbaros Çetin, 1989’da İsveç Bilim Akademisi Çevre ve Doğa Koruma Ödülü’nü aldı. 2001-2004 arasında Ankara Üniversitesi Botanik Anabilim Dalı Başkanlığı yapan Çetin, BM Çevre Araştırma Komisyonu Danışmanlığında bulundu. TÜBİTAK Kimyasal Teknolojiler ve Çevre Grubu Yürütme Komitesi, Çevre Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi Yönetim Kurulu ve Ankara Valiliği Çevre Koruma Vakfı Yönetim Kurulu Üyeliği de yapan Prof. Dr. Barbaros Çetin, halen Dokuz Eylül Üniversitesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi olarak çalışmalarını sürdürüyor.

Küresel ısınma, su sorunu, ekoloji, bulaşıcı hastalıklar ve benzeri konularda, Prof. Dr. Barbaros Çetin ayrıntılı şekilde kamuoyunu aydınlatmaya devam ediyor.

Küresel İklim Değişimi ve Dünyanın Ekolojik Geleceği

  •  Dünyanın 4.5 milyar Yıllık Biyosistemi
  •  İşgalci Bir Canlı Türü: İnsanoğlu
  • Son 200 Yıl

Küresel Isınma ve Türkiye’deki Yansımaları

  • Küresel Isınma Kavramının Tarihçesi
  • Süregelen Etkiler
  • Türkiye Coğrafyasındaki İzleri
  • Türkiye Biyoçeşitliliği ve Sosyoekonomik, Ekolojik Yansımaları
  • Doğa Korumanın İnsan Sağlığı ve Psikolojisi Üzerindeki Olumlu Etkileri

Vektörel Hastalıklar ve Türkiye’deki Yansımaları

  • Vektörel Hastalık Nedir?
  • Kan Emen Canlılar Vasıtasıyla Bulaşan Hastalıklar
  • Kene Gerçeği ve Bulaşan Hastalıklar
  • Bu hastalıkların Türkiye’deki Yoğunluğu ve Gelecekteki Tehlikenin Boyutu
  • Kene Çeşitleri ve Ekolojisi
  • Lyme’ın Otizm, AlS, MS, Romatoid Artrid, Demans, Alzheimer, Parkinson vs. Hastalıklarla Olan İlişkisi

Ekolojik Ekonomi

  • Durumun Ciddiyetini Anlamak
  • Ekolojik Çöküş ve Ekonomi İlişkisi

Su Savaşları

  • Suyun Ekolojik, Sosyoekonomik Önemi
  • Sulak Alanların Dünya Ekosistemindeki Özel Yeri
  • Ülkemizdeki Sulak Alanların Yaşamsal Önemleri (Avlan Gölü, Beyşehir gölü vs.)
  • Büyük Kentlerin Su İhtiyaçlarıÜlkeler, Kent ve Köy Ölçeğinde Su Savaşları…

BİNBİR SURAT BAKTERİ


Geçtiğimiz günlerin magazin haberine göre Justin Bieber, Lyme hastası olduğunu açıklamış. Ne demek bu diyeceksiniz…Tuhaf bir bakteri ve sebep olduğu hastalıklar dizisi. Kimi Binbir Surat bakteri diyor, kimi gizli hastalık diye ifade ediyor. Türkiye’de Lyme konusunda araştırma yapan Biyolog Prof. Barbaros Çetin’e göre yerküre üzerinde insan neslinin sonunu getirecek kadar tehlikeli ve güçlü bir bakteriyle karşı karşıyayız. Bakterinin yarattığı koşulları ise epidemik olarak tanımlamak artık çok masum bu bir pandemik.

Prof. Dr. Barbaros Çetin bu bakterinin ve yol açtığı tehlikeyle ilgili bilgi yaymak ve farkındalık yaratmak üzere ömrünü adamış bir bilim insanı. Ne yazık ki, heyecanı bazı çevrelerde yanlış anlaşılıyor. Yıllar süren mücadelesini literatüre Lyme bakterisinin yeni doğan bebekler üzerinde yol açtığı ölümcül bir hastalığı ortaya çıkartarak taçlandırdı.  Bir konuda yılmadan, sürdürülebilir çaba sarf etmesi  ayrıca bir takdiri hak ettiğini gösteriyor.

Konumuzu anlatmak kolay değil. Tek kelimeyle Lyme. Lyme, ciddi bir hastalık. Yüzlerce başka hastalığı taklit ettiği için çok tehlikeli. Beyaz Saray geçtiğimiz yıl Lyme hastalığını kabul ederek, bir çalışma grubu oluşturdu. Dünya Sağlık Örgütü de Lyme hastalığının bir tehlike olduğunu kabul etti ve uyarı yayınladı.

Yukarıdaki cümlelerimden, konuyu daha önce hiç okumamış biriyseniz “taklit” kelimesini cımbızla çekeceğinizi biliyorum. Taklit nedir diye merak edeceksiniz.  Hastaların Barbaros Çetin’e gönderdikleri mesajlardan alıntı yaparak ilerlememe izin verirseniz tanıma biraz daha renkli bir giriş yapabileceğim;

Bir hasta, “Üç aydır doktor doktor geziyorum. B12 eksikliği, iltihaplı romatizma, MS hastalığı, Behçet hastalığı, ülseratif kolit ve daha birçok tanı ile doktorlarda…” diyerek heba olduğunu ifade ediyor. Bir başkası da diyor ki: “Bende çok ciddi birtakım hastalıklar başladı: Unutkanlık, görememe, bulanıklık, hafıza kaybı, el ayak şişmesi, ne ararsanız var” gibi gibi… Çetin’in anlattığından yola çıkarak bu kişilerin teşhis konulamayan ya da sürekli farklı teşhis konulan hastalıklarla ilişkisi yok, bunlar Lyme hastası. Hastalığa yol açan bakteri bu hastalıkları taklit ettiği için doktorlar yanılıyor, hasta tedaviye yanıt vermiyor.

Lyme’ın kısaca bir tarihini aktarmak gerekirse, 1975’te ABD’nin Connecticut eyaleti Lyme kasabasında üniversite ve lise öğrencilerinde sıklıkla, “juvenil romatoid artrit” görülmesiyle başlıyor. Yaşlılarda olduğunu bildikleri bu romatizma türü karşısında o dönem şaşkınlık yaşanıyor. Araştırmalar sonucunda, İsviçre’den ABD’ye göç etmiş Willien Burgdorferi bakteriye ismini veriyor. Lyme’a, “spiroket” bakteri olan “Borrelia burgdorferi”nin sebep olduğunu ortaya çıkarıyor. Hastalığın adı “Lyme” hastalığı olarak anılıyor. Lyme hastalığının bugün 365’den fazla hastalığı taklit ettiği biliniyor.

Ve Türkiye’de bu gelişmeleri Prof. Çetin takip ediyor. Geçen yıl yayınlanan Türkçe kitabının İngilizcesi de kısa bir süre önce kitapçılarda yerini aldı.

 

Yaprak Özer: Taklit kabiliyetiyle başlamak istiyorum; 365’den fazla hastalığı taklit eden bir bakteriden söz ediyoruz, çok çok şaşırtıcı… Son karşılaşmamızda 200 adet gibi bir rakam anımsıyorum.

Barbaros Çetin: Evet. Bu inanılmaz bir şey. 400’lere doğru gidiyor ki, benim de taklit ettiği bir hastalıkla ilgili olarak benimde dünya için bir buluşum var. Ben 12 yıldır bunun savaşçısıyım ve son 4-5 yıl içerisinde birçok tıp fakültesinde Lyme konusunda konferanslar verdim. Dünya Sağlık Örgütü’nün geçen yıl Lyme’ı 15 ana başlıkla kodlaması ve bütün dünyaya ilan etmesi… Avrupa Parlamentosu sağlık grubunun üç yıllık bir çalışmadan sonra, tüm üye ülkeler için Lyme’la mücadele acil eylem planı çağrısı yapması, dünya tıp otoritelerini ayağa kaldırdı. Fakat ben ülkemde Lyme’ın gerçek olup olmadığı konusunda savaşıyorum.

Y.Ö.: Algıyla savaşıyorsunuz. Beyaz Saray bile ilgili bir komite kurdu. Burada enteresan olan komitede yer alanlar… Mesela bir tanesi asker.

B.Ç.: Yüzbaşı. Bir kadın… Terörle Mücadele ve Gelişmekte Olan Tehditler, Gıda ve İlaç Dairesi Başkanlığı… Amerikan Savunma Bakanlığı’ndan bir sivil de var.

Y.Ö.: İlginç olan, terörle ilişkilendiriliyor olması.

 B.Ç.:  Evet. Seksene yakın uzman var, bütün bakanlıklardan ve üniversitelerden…

Y.Ö.: En sık taklit ettiği hastalıklar Alzheimer, Behçet hastalığı, otizm, MS, ALS! Romatoid artrit, kanser, kalp krizi, tiroid, şizofreni…

B.Ç.:  Tiroid hastalıkları, başta haşimato olmak üzere, psikiyatrik hastalıklar…

Y.Ö.: Parkinson… Dehşet saçan hastalıkları taklit ediyor.

B.Ç.:  Evet.

Y.Ö.: Tanı koyup iyileştirmek mümkün?

B.Ç.: Ben yaklaşık 10-12 yıl önce bu işin içerisine girdim bir tesadüf eseri. Doktora öğrencim MS hastasıydı. Beş yaşından beri hastaymış. Ben kendisine yardımcı oldum. Lyme çıktı. Gittik, tıp fakültesindeki arkadaşlarımızla konuştuk. Halen tedavisi devam ediyor. Çünkü uzun yılların ihmali var. Beni endişeye sevk eden şey bir biyolog olarak bu bakterinin gücü. Ben yaklaşık 40 yıldır biyolojinin içerisindeyim. Dünyanın birçok ülkesinde çalışmalar yaptım. İsveç Stockholm’de doktoramı  tamamladım. Hayatımda genetik olarak, bu güçte bir canlı görmedim. Bu bir ilkel canlı. Prokaryot olmasına rağmen, ökaryot, gelişmiş canlı özelliği gösteren, inanılmaz bir genetik yapıya sahip.

Y.Ö.: Nerelerde var?

B.Ç.: Dünyanın hemen hemen her yerinde var. Kutuplarda penguenlerin bile vücutlarında tespit edildi. İnanılmaz bir şey.

Y.Ö.: O zaman şunu anlıyorum; iklim, bakteriyi durduramıyor.  Yaz koşullarında da kış koşullarında da yaşayabiliyor.

B.Ç.:  Tabii. Adaptasyon… Yaşayabiliyor.

Y.Ö.: İnsan üstünde mi, yoksa hayvan üstünde mi, doğada bitki üstünde mi?

B.Ç.: Doğada, başta memeli canlılar olmak üzere, yabani memeliler, evcil memeliler, inek, koyun, keçi gibi olmak üzere ve insanda Homo Sapiens olmak üzere, memeliler dışında sürüngenlerde, kuşlarda bulabilirsiniz. Zaten kıtalararası yayılmasının nedenlerinden biri…

Y.Ö.: Uçucu hayvanlarda bulunabilmesi…

B.Ç.: Kuşların üzerine yapışan kenelerle veya bizzat kuşlara bulaşmak suretiyle, dünyanın her yerinde yayılmış. Şöyle bir tarihçesi de var; maalesef 15-20 milyon yıl önce gezegenimizde yaşadığı ispatlandı. Amerikalı biyoloji profesörü, bundan birkaç yıl önce, Dominik Cumhuriyeti’nde bulmuş olduğu dört fosilden bir tanesinden Borrelia’nın DNA’sını izole etti. İnsanoğlu, bunu çok sonradan farkına vardı. Bu bir salgın. Kaç yıldır söylüyorum; elimde belgelerim de var. Yaklaşık 8-10 milyon kişi, muhtemelen Lyme hastası Türkiye’de.  Amerika’da 25 milyon Lyme hastası olduğunu biliyoruz. Son 30 yılda yeni öngörüleri 80 milyon. Avrupa’da Almanya’da her yıl yeni vaka 700 bin civarında.

Y.Ö.: Ne kadar hızla artıyor?

B.Ç.: Bazı hastalıkları ele alacak olursak, örneğin otizm, son 20 yıl içerisinde biliyorsunuz… Hızlı bir artış var. Yüzde 600, dünyadaki artışı şu an. Otizmin bir hastalık değil, bir farkındalık olduğu ifade ediliyor. Otizm bir hastalık. 100’den fazla bilimsel kanıt var. Otizm tanısı almış çocukların beyinlerinde, yaklaşık 24 farklı patojen tespit edilmiştir.

Y.Ö.: Bu konuda tepki alıyorsunuzdur, alacaksınızdır.

B.Ç.: Yok, hiç önemli değil. Benim kanıtlarım var.

Y.Ö.: Lyme üstünde duralım; epidemik diyorsunuz.

B.Ç.: Bu bir pandemi. Artık epidemiden çıktı. Dünya çapında bir salgın. Geçtiğimiz yıl, Varşova’da 8. Avrupa Lyme Toplantısı’nda Uluslararası Tıp Kongresi’nde, Türkiye’deki otizm tanısı almış çocuklarla ilgili bilimsel çalışmamın sunumunu yaptım. Çünkü Türkiye’deki tek arşiv benim. Tek büyük arşiv, Lyme testleri konusunda. Hem annelerine hem çocuklara yaptırdım. Ve çocukların büyük kısmının annelerinde de bu bakteri var. Amerika’da yapılan çalışmalara göre, otizm tanısı almış çocukların çoğunluğunun kökenini, Lyme bakterisi oluşturuyor. Anneden geçiyor.

Y.Ö.: Şunu söylüyorsunuz; otizmin önemli bir bölümü Lyme kökenli, otizmi taklit eden bir bakteri. Bizim konsantre olmamız gereken şey bu, bana kalırsa. Hastalıkları taklit eden, oymuş gibi görünen bir bakteri var. Bu bakteri hızla yayılıyor. Dünyada milyon yıllar önce de vardı. 

B.Ç.:  Evet.

Y.Ö.: Fakat bu bir pandemi, değil mi? Buraya kadar bunu anladım.

B.Ç.: Evet. Bugün geldiğimiz nokta: Pandemi.

Y.Ö.: Çünkü yanlış ifade edersek, bana kalırsa o zaman tepki çekeriz. Lyme nasıl geçiyor? Korunmamız mümkün mü? Örneğin sizi bu saatten sonra otizmle vurmaz ama kalp krizi ile vurabilir mi?

B.Ç.: Tabii. Çok doğru söylüyorsunuz.

Y.Ö.: Bana bu saatten sonra neyle vurabilir başka?

B.Ç.:  Felç yapabilir, Alzheimer yapabilir, Parkinson yapabilir.

Y.Ö.: Ben Alzheimer olduğumu sanıp; Alzheimer ile ilgili tedbir alırken, oysa benim hastalığım aslında, başka bir şey de olabilir. Asıl bu korkunç.

B.Ç.:  Ben esas size daha korkunç olanını söyleyeyim. Beni ilgilendiren kısım o, biyolog olarak. Tedavi kısmı, tıp camiasının, doktorların. Biz biyologlar ise, bu bakteri üzerinde çalışıyoruz. Araştırmalar yapıyoruz.

Y.Ö.: Kene değil mi bir de o?

B.Ç.: Tabii. Sadece kene değil. Şunu ispatladık: Bu bakteri, kenenin dışında, bit, pire, sivrisinek, tahtakurusu gibi bütün kan emenlerden geçiyor. Onun için salgın. Anne hamileyken, anneden fetüse geçiyor. Kan nakliyle, organ nakliyle, cinsel yolla geçiyor. Dolayısıyla da çok fazla bulaşma yolu olduğu için, bugün için bir pandemi. Bir de tıp dünyasının anlamadığı bir nokta var: Bakterinin gücünü bilmiyorlar. Biz biyologlara düşen görev, bu bakterinin gücünü anlatmak. Çünkü, ultra süper spiroket bir bakteri, benim deyimimle. Dünyada bu gen yapısında başka bir canlı yok. Bu bakteri “binbir surat bakteri”. İnsan vücuduna girdikten sonra, dış yüzey proteinlerini, yani ceketini değiştiriyor. Niye değiştiriyor biliyor musunuz? Sizin bağışıklık sisteminiz bunu tanımasın diye. Laboratuvar denemeleri var. Sağlam bir farenin kuyruğundan bu bakteri enjekte ediliyor. Bir müddet sonra beyinden izole ediliyor. Ve beyindeki genetik yapısıyla, ilk zerk edilen noktadaki genetik yapısının farklı olduğunu görüyoruz. Çünkü kan bariyerini bozup; beyne geçtiğinde, tekrar ceketini değiştiriyor. Bu, inanılmaz bir şey. Bu, birçok bakteri gibi diğer patojenler gibi, kanla yayılmayı pek sevmiyor. Çünkü kanla yayıldığı zaman, bağışıklık hücreleri ile karşılaşıyor. 2006 yılına kadar tıp dünyası, biyoloji dünyası, bakterilerin sadece bağırsak sisteminde, midede olduğunu biliyordu. Biliyorsunuz, ikinci beyin diyoruz bağırsak sistemine. Ama bakteriler, artık bizim her tür dokumuzun içerisinde var. Mesela kaslarımızdaki fibroplast dediğimiz hücrelerin içerisinde bile var. Ve bu bakteri bizim şifremizi çözmüş.  Bizim vücudumuzdaki bütün organlarımızı sarmalayan bir bağ doku var, bir kolajen doku var, protein ağırlıklı. Bu kolajen doku vasıtasıyla vücudu geziyor, dolayısıyla da bağışıklık sisteminden kendini izole ediyor. Mesela dizlerin arasına, kemik arasına, parmakların içerisindeki küçük kemiklerin arasına saklanıyor. Romatizma vb. hastalıkları bu şekilde yapıyor. Bağışıklık sisteminden nasıl kurtulacağını biliyor. Daha korkuncu, canlılar, bölünme sırasında genetik yapılarını değiştirirler. Ama bu, canlılık devam ederken bile, genetik yapısını değiştiriyor. Biyologları hayretler içerisinde bırakan yönü bu. Tıp dünyasına anlatmamız gerekiyor, bize bu fırsatı vermeleri gerekiyor.

Y.Ö.: Bu hastalık doğru bir adreste her koşulda tespit edilebiliyor mu? Nasıl tutturacağım bilmiyorum.

B.Ç.: Şöyle söyleyeyim: Birincisi, biraz önce testleri kastettiniz. 10 yıldır test problemi vardı Lyme’da. Mesela AIDS konusunda, kanı alıyorsunuz, %99.7 oranında AIDS virüsü var mı yok mu anlıyorsunuz; gayet sağlam bir test. Ama 10 yıldır bilim çevreleri bu bakterinin testleri ile uğraşıyor. Çünkü kolay kolay kanda kalmadığı için ve bunun antijenlerine, vücut antikor oluşturmadığı için, o eski mevcut testle, Elisa testleri, Western-Blot testleriyle yakalamak çok zor. Elisa’nın zaten bugün pek işe yaramadığını biliyoruz. Western-Blot’ta ki, doğrulama testi deniyor buna, Amerikan devletinde pek çok kurumda bu testler kullanılıyor. Burada yakalama oranınız, %50, %50 kaçırıyorsunuz. Ama bugün bilim, beyaz kan hücrelerinden hareket ederek, aktif bir tepki var mı diye, mesela ELISPOT testi geliştirdi. Almanya’da artık dünyaca ünlü bir laboratuvar bunu yapıyor. Amerika’da başka bir dünyaca ünlü laboratuvar benzer testler yapıyor. Bir özelliğini daha söyleyeyim, dünyada insan bağışıklık sistemini korkunç derecede baskılayan başka bir canlı yok. Bağışıklık sistemini çökerttiği zaman, siz ne yapıyorsunuz, diğer bütün patojenlere…

Y.Ö.: Çok korkunç olduğunu anladım. Ama çözüme odaklanmak istiyorum. Ben gidip bir yerde, bende Lyme var mı diye ortaya çıkartabilir miyim?

B.Ç.:  Çıkartabilirsiniz.

Y.Ö.: Türkiye’de?

B.Ç.: Tabii. Evet. Şöyle… 4-5 tane özel laboratuvar var. Bu laboratuvarlarda Avrupa’daki en son gelişmiş testlerle ilgili müracaat edebilirsiniz. Dünyaca ünlü iki büyük laboratuvarın testlerinin aletlerini getirdiler, burada yapıyorlar. Özel sektör yapıyor. Tedavi… Lyme hastalarının hemen hemen tamamı sonradan ortaya çıktığı için…

Y.Ö.: Vakit geçmiş oluyor.

B.Ç.:  Tabii. 10 yıl, 20 yıl… Dünya buna, “görünmez hastalık” diyor, “invisible illness” diyor.

Y.Ö.: Mümkün mü tedavisi?

B.Ç.: Tabii, tedavisi mümkün. Her hastalıkta olduğu gibi, Lyme’da da ne kadar erken davranırsanız, tedavi süresi o kadar kısa.  Şöyle bir şey: Bir günlük tedavi örneği vereyim. Bir gün içerisinde, damardan güçlü antibiyotik alıyorsunuz. Tabii onu doktor veriyor. Artı, damardan ve makattan ozon alıyorsunuz. Damardan yüksek C vitamini alıyorsunuz. Ayaklardan aynı gün detoks alıyorsunuz. Mineral vitamin destekleri alıyorsunuz. Doğal tedaviler var. Artı, bitkisel kökenli ekstraktlarla desteklenmesi gerekiyor. Maalesef dünyada Lyme’ın tedavisi kişiye özel. Çünkü herkesin genetik yapısı, yaşı, o güne kadar bu bakteri hangi organlara hasar verdiğini bilmiyoruz, Bağışıklığı baskıladığı zaman bunun birincil, ikincil enfeksiyonlar var. Bir de bunların taranması gerekiyor. Yani Lyme tedavisi, tam komple bir tedavi. İyi bir temelle bu tedaviyi yapmanız gerekiyor ve ondan sonra, beslenmeden tutun, hayat kalitesine kadar, doktorlarınızın tavsiyelerine uyacaksınız…

Y.Ö.: Yeni bir yola giriyorsunuz.

B.Ç.: Etrafımda birçok kişinin Lyme olduğunu biliyorum. Semptomlarından, çektikleri acılarından… Her gün Türkiye’de birileri, Lyme hastalığına yakalanıyor, farkında değil. Doktorların çoğu maalesef, Türkiye’de Lyme yok, Lyme, şarlatanların uydurduğu bir hastalık diyor.

Y.Ö.: SMA nedir?

B.Ç.:  Spinal musküler atrofi. Bir çeşit kalp hastalığı çocuklarda. Bunun SMA Tip 1, Tip 2, Tip 3 ve Tip 4’ü var, bugüne kadar, 100 yıldır tıp dünyasının tanımladığı. SMA1 hastalığında maalesef çocuklar iki yaşına gelmeden ölüyorlar. Doğum sırasında solunum ve kalp problemleriyle dünyaya geliyorlar. Tıp literatürü bugüne kadar şunu söylüyordu: Bir gen eksik. SMA1 geni eksik. SM proteini dolayısıyla olmadığı için, bu çocukların kasları çalışmıyor. SMA tanısı almış çocuklara, ailelere testleri yaptırdım. Onlarda Lyme pozitif oldu. Bu çocukların, beyinden gelen frenik sinir dediğimiz bir sinir sistemi var. Bu sinir sistemi, tamamen diyaframa bağlı. Çünkü eğer bu sinir sistemi diyaframa bağlı olmazsa yaşayamayız. Otomatik olarak nefes almamızı sağlayan frenik sinir sistemi. Beyin merkezi ve burada da C3, C4, C5 omurlarından çıkıyor, geliyor diyaframa bağlanıyor ve en büyük solunum kası olan diyafram kasını çalıştırıyor. Bakteri, hem bu frenik sinirde felce sebep oluyor hem diyafram felcine sebep oluyor. Buradan hareket ederek, SMA’lı bazı ailelerde rica ettim ve sonuçta Lyme’ın, SMA’yı da taklit ettiğini ortaya çıkardım.

Geçtiğimiz Haziran ayında Madrid’deki 9. Avrupa Lyme Toplantısı’nda tıp otoritelerine sundum ve bir ay sonra da bir tıp dergisinde bunu yayımladım.

Y.Ö.: Bakteri bir terör grubunun eline geçmesi halinde, toplumları paralize edebilir mi?

B.Ç.:  Bio-weapon. Yani biyolojik silahı kastediyorsunuz değil mi? Beyaz Saray’daki fotoğraf. Hani bir zamanlar anlatılırdı ya, dünyaya başka gezegenlerden meteorlarla bir mikrop geliyor, insanoğlunun neslini tehdit ediyor, bu sırada Amerika’daki bu tür gruplar ayağa kalkıyor vs… Böyle bilim kurgu filmlerini gençliğimizde çok seyrederdik. İnanın ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Komisyon’da, ilk bu resmi koydum slayt olarak, “Bu spiroket bakteri insanlığın sonunu getirir” dedim. Bio-weapon, biyolojik silah konusundan 3 ay önce Amerika’da tekrar gündeme geldi Lyme.

Y.Ö.: Aslında ekolojik dengesizliğin bir neticesi değil mi?

B.Ç.: O da var. İyi bir noktaya değindiniz. Zaten burada dikkat ederseniz, iklim değişiminin ilk pandemisi olarak da geçiyor.

Amerikan Senatosu’nda biyolojik silah olması konusu tartışılıyor. Biyolog olarak söyleyeyim, bakterilerle oynamak, biyolojik silah yapmak o kadar kolay değil. Zaten kendisi, dünyanın en tehlikeli biyolojik silahı. Çünkü sürekli bölünüyor, sürekli mutasyona uğruyor. Bölünme sırasında, maalesef bu enzim eksikliğinden dolayı, birçok yeni yeni genetik yapıda canlılar, Borrelia türleri dünyaya salınıyor. Kimse bunun farkında değil. Kanserlerin birçoğunu bu yapıyor. İnsan DNA’sının tamir mekanizmasını bozuyor kolaylıkla kanseri taklit ediyor ve bizzat yapıyor. Başta meme kanseri olmak üzere… Birçok kanser türünü taklit ediyor.

 

Hangisi Daha Önemli; Bakteri mi, Ekonomi mi?


rof. Dr. Barbaros Çetin (Dokuz Eylül Üniversitesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi) kendisi gibi gönül veren yüzlerce bilim insanıyla birlikte çıktıkları yolda bir zafere imza attı; ALS, MS, Otizm, Romatoid Artrit, kanser, şizofreni, tiroit, Behçet hastalığı, Parkinson gibi tam 365 hastalığı taklit eden bir bakterinin sebep olduğu Lyme hastalığını Dünya Sağlık Örgütü literatüre sokmayı başardılar. Lyme artık tanınıyor.

Prof. Dr. Çetin, yıllardır Lyme semptomu ve sebep olduğu hastalık üzerine çalışıyor. Bir biyolog olması yüzünden tıp doktorlarından ayrı tutuluyordu, ezber bozduğu için bariyere tosluyordu, bence konuya “kene” üzerinden girdiği için hafife alanlar da çok oluyordu. Barbaros Çetin’le yollarımız tam olarak ne zaman buluştu inanın anımsamıyorum. Kendisini ilk dinlediğimde ki, yıllar önce, inanmakla inanmamak arasında gittim geldim. İnanmamak derken yanlış anlaşılmasın, anlattığı konu çetrefilliydi. Nereden dinlemeye başlayacağınızı bilemiyordunuz. O yıllarda fenomen olan kene salgınından mı, küresel ısınma ve doğanın katlinden mi, sebep sonuç ilişkisi üzerinden hastalıklardan mı… Çünkü önce anlamak sonra inanmak gerekiyor. Ama Prof. Dr. Çetin’in bitmeyen enerjisi ilgiyi hak etti.

Zaferi bu anlamda hem üzücü hem sevindirici! Çünkü Türkiye’de milyonlarca Lyme hastası olduğunu ifade ediyor ki, artık 7-10 milyon kişi arasında olduğunu biliyoruz. Kaldı ki, artık rakamları Dünya Sağlık Örgütü (WHO) referansıyla vermenin lüksünü yaşıyor.

WHO, Lyme’ın ciddi bir salgın hastalık olduğunu ve yıllardır teşhis konulamayan hastaların tedaviye ulaşamadıkları için insan hakları ihlaline maruz kaldıklarını açıkladı. Bu arada ABD’de Lyme hastası sayısı 25 milyon.

Neden bir ekonomi yayını olan Dünya Gazetesi’nde böyle bir konuya dikkat çekiyorum. Bunu sık tekrarlıyorum… Farkındalık yaratmak istiyorum. Her şeyden önce peşine takıldığımız konuların sayısını artırmalı ve önyargısız farklı konulara da eğilmeliyiz. Hayat yalnızca siyaset ve siyasetçilerin gösterdiği dünyadan ibaret değil. Hayat bugün yaşadığımız ekonomik krizden de büyük. Ekonomik kriz de bir sonuç… İkinci ve en önemli neden ise ekonomi ile  siyaset, hayatın yönetilmesini sağlayan iki parametre. Hastalıklar, sevinçler, çevre, insanlık… aklınıza ne gelirse iyi yönetilebilsin diye varlar.

Aşağıdaki röportajı farklı pencerelerden okumanızı öneriyorum. Bir akademisyenin azmi, bir sürü hastanın farkında olmadan yanlış tedavi gördüğü bir dram ve tabii ki şu ana kadar yaşananları bir ekonomik kayıp olarak da değerlendirebilirsiniz. Söyleşiyi youtube kanalımdan izleyebilirsiniz.

Bir pandemi’den söz ediyoruz değil mi? Lyme hastalığı nedir? Siz bu mücadeleyi niye veriyorsunuz?

Şöyle söyleyeyim. 2011 yılında doktora öğrencilerinden bir tanesi zor yürüyordu. “Hocam ben MS hastasıyım” dedi. “Kaç yıldır?” dedim, “4 yıldır, ama 5 yaşından beri hastayım” dedi. 25 yıl önce İzmir’de kene yapışıyor karın bölgesine. Annesi onu önce siğil zannediyor, sivilce zannediyor fakat kene kan emmeye başlayınca büyüyünce doktora götürüyorlar. Doktor da bu kene diyor ve çekiyorlar. Lyme hastalığına da sebep olan Borrelia bakterisi öğrencimin 25 yıl önce vücuduna giriyor.

Bakteriyi bir daha söyler misiniz?

“Borellia burgdorferi” adını verdiğimiz Lyme bakterisi. Bakteri öğrencimin vücudunda 25 yıl içerisinde değişik semptomlarda kendini gösteriyor. Başta kalp rahatsızlıkları olmak üzere. Kendi ifadesine göre kalp ameliyatı da yapacaklarmış. O sırada Türkiye’de Kırım-Kongo kanamalı ateşinden hastalıklar başlamış. Ben de meraklı bir biyolog olarak 4 yıllık ihtisas eğitimi aldığım İsveç’ten yeni dönmüştüm. Konunun üzerine giderken Lyme hastalığının MS’i taklit ettiğini gördüm. Bunun üzerine tahlilleri yaptırdık. Tedaviyi yapan hocanın yanına gittik ve ben tezimi sundum nöroloji profesörüne. Ondan sonra tedavi Lyme’a döndü. Ve bu öğrencim şu anda doçent, yüzde 90 oranında iyileşti.

Bunun gibi bir sürü vak’ayla karşılaştınız herhalde…  

10 yıldır bu işle uğraşıyorum. Bugüne kadar yüzlerce, binlerce kişinin hayatını değiştirdim. Hiçbir karşılık beklemeden. Bu bana bir ilham verdi. Böyle bir hastalığın, böyle bir mikrobun 365’ten fazla hastalığı taklit etmesi inanılmaz bir şey.

Alzheimer, MS gibi korkutucu hızla yükselen hastalıkları da taklit ettiğini bildiğimiz bu bakteri nereden geçiyor insana?

Şimdi hemen konunun başına geleyim. Lyme hastalığı ismi nereden geliyor? 1970’li yıllarda ABD’de Connecticut Eyaleti Lyme kasabasında, üniversite ve lise öğrencilerinde salgına yakın biçimde romatoid artrit ve egzema gibi deri hastalıkları görülmeye başlayınca, aileler sağlık komisyonlarına müracaat ediyorlar. Sonra bu bakteriye ismini veren Willien Burgdorferi ve bir doktor arkadaşı konunun üzerine gidiyor. Borellia bakterisinin sebep olduğunu buluyorlar. Kasabanın isminden dolayı da Lyme ismini alıyor.

Bütün romatoid artritlerin tüm MS’lilerin ya da Alzheimer hastalarının Lyme olduğunu söylemek istemiyoruz, bir kere altını çizelim. Onu taklit ettiğini söyleyelim. Verilere göre ABD’de 25 milyon kişi, Türkiye’de 7 ile 10 milyon kişi muhtemelen Lyme hastası. Dünya Sağlık Örgütü bunun bir salgın olduğunu kabul etti. Doğru mu?

Doğru. Lyme ile mücadele, Lyme’a gönül vermiş doktorlar, biyologlar ve sivil toplum örgütlerinin ortak başarısıdır. İlk çalışmalar 25 yıl önce Amerika’da başlamıştır. Daha sonra Avrupa’ya da yayılmıştır. 80 civarında ülkeden sivil toplum örgütü temsilcileri bu iş için gönül vermiş biyologlar, doktorlar bunun mücadelesini yaptılar. Mücadele şuydu: dünyada Lyme denilen bir hastalık var. 10 yıldır kendimi bu işe veriyorum. Tıp da biyolojinin bir uygulama alanıdır. ABD’de tıp okuyabilmeniz için bazı eyaletlerde 3 bazılarında ise 4 yıl biyoloji okumadan tıp fakültesine gidemezsiniz. Bizde çocuklar liseden çıkıyor ve tıp fakültesine gidiyor. Demek istediğim şu, iyi bir tıp doktorunun öncelikle temel biyoloji eğitimi alması lazım birkaç yıl. Dolayısıyla biz bakterilerle ilgili çalışmalar yapıyoruz. Onlar tabii tedavi uygulamaları yapıyorlar. Onlarla çizgimiz farklı.

Ne kadar tehlikeli?

Bu canlı ne bakterilere ne de virüslere tam olarak benziyor. Hem doğrusal kromozoma hem de dairesel kromozoma sahip. Üzerine basarak söylüyorum, bu genomda bir canlı yok. Bu insanlık için büyük bir tehlike. İnsanlığın sonunu getirebilir.

Hastalığa yakalananların, hastalıklarının bugüne kadar kabul görmüş olmamasının bir insan hakları ihlali olarak değerlendirilmesi ise çok ilginç.

Haklısınız. Bunun iki tarafı var. Bir doktorlar cephesi var. Bir de tedaviye ihtiyacı olanlar. İkisi de çok enteresan. Uzun yıllardır Amerika’da eyaletlerin sağlık mahkemeleri Lyme’a gönül vermiş doktorların diplomalarını 1-2 yıl ellerinden alıyorlardı. Ta ki bu gerçek kabul edilene kadar. 30 yıl boyunca dünyada Lyme hastalığı kabul ettirme savaşı yapıldı.

Peki nasıl anlayacak insanlar?

10-20 yıl, 30 yıl hasta olursunuz ondan sonra farklı disiplinde doktorlara gidersiniz. Bir türlü size kesin tanı koyamazlar. En sonunda derler ki “siz psikolojik hastasınız” ve psikiyatrik ilaçlar verip gönderirler. Bu insanlar acılar içerisinde kalırlar. Bir türlü tedavi olamazlar. İşte insan hakları ihlali bu nedenle kabul edilmiştir BM Cenevre’de… Çok önemli bir nokta da şu: doktorlar Lyme’ı bilip başlangıçta anlarsa, siz üç haftalık bir antibiyotik tedavisiyle Lyme’dan kurtuluyorsunuz.

Neden bulaşıyor?

Bit, pire, sivrisinek, tahtakurusu gibi bütün kan emenlerden… Uzun yıllardan beri biz kene zannediyorduk. Anneden fetüse hamileyken geçiyor… ABD’de birçok eyalette çocuk yapmadan önce Lyme testi yapılıyor, rutin hale geldi. Kan nakli yoluyla geçebiliyor… Bazı eyaletlerde kan bankaları tarama yapmaya başladılar. Artı organ nakli yoluyla…

Tedavisi var mı yok mu?

Var. Türkiye’deki testlerle ilgili koleksiyon, arşiv bende.

Yani tedavi olmuş insanlardan söz ediyoruz.

Tabii, tedavi olmuş ve Lyme çıkmış insanlardan bahsediyorum. Türkiye’de henüz gerçek anlamda Lyme tedavi merkezleri yok. Sadece birkaç ay önce İstanbul’da bir doktorlar grubu bu işe başladı.

Ağır bir tedavi mi, pahalı mı?

Hastalarda Lyme hep sonradan teşhis edildiği, kronikleştiği ve gecikildiği için dolayısıyla 2-3 hafta yoğun bir tedavi programı oluyor.

Şunu sorsam ne kadar anlamlı olur, bir insan MS olmayı mı Lyme olmayı mı tercih eder?

Ben olsam Lyme olmayı tercih ederim.

Çünkü diyorsunuz ki onun kurtuluşu var.

Tabii, daha yüksek. Yanlış anlamasın tıp camiası, ben bugüne kadar yüzlerce MS hastasına yardımcı oldum. Elimdeki test sonuçlarına göre yaklaşık yüzde 78.3’ü Lyme. En çarpıcı örneği verdiniz. Çünkü MS ile Lyme’ın tedavisi zıt. MS tedavisinde bağışıklık sistemi baskılanır. Lyme’da ise tam tersi bağışıklığı güçlendirici destek ürünler vermeniz gerekir. Hiçbir doktor hastasını bilerek yanlış tedavi etmez ama siz farkında olmadan bir nörolog olarak, MS uzmanı olarak Lyme hastasını MS diye tedavi ediyorsanız, farkında olmadan o kişinin ömrünü kısaltmış oluyorsunuz.

Lyme nasıl semptomlar verir?

Lyme’ın genel anlamda 800’e yakın semptomu var. En belirgin olanları kronik yorgunluk, vücutta gezen ağrılar, boyun fıtığı olmak üzere bazı fıtık çeşitleri, ani sağırlık, ani çift görme, ani yüz felci tek veya çift taraflı… Bu bakteri vücudun hangi bölgesinde ise hangi organına yerleşmişse tabii onla ilgili semptomlar ortaya çıkıyor. Dünyada bu güçte bir bakteri yok. Ve insan bağışıklık sistemini çözmüş, bizim bağışıklık sistemimizle oynuyor. Bağışıklık hücrelerimizi öldürüyor.

Neden şimdi ortaya çıkıyor. Küresel ısınmayla alakası var mı?

Küresel ısınmanın ilk salgını. Küresel ısınma sivrisineklerin ve kenelerin biliyorsunuz çok geniş enlemlere yayılmasını sağladı. Dolayısıyla patojenin de yayılmasını sağladı. Afrika’da biz sıtma biliyorduk. Afrika’daki birçok sıtmanın “relapsing fever lyme” olduğu ortaya çıktı. Bu da Dünya Sağlık Örgütü raporlarına girdi.

Ne yapmalı?

Dünya Sağlık Örgütü bunu kabul etti, biz de ülke olarak 2022’ye kadar hızlı bir şekilde farkındalık yaratacağız. Hızlı bir şekilde Lyme doktorları yetiştirecek, Lyme klinikleri açacağız. Lyme hastalığıyla mücadele eylem planını Sağlık Bakanlığımız hazırlamak zorunda.