Simply enter your keyword and we will help you find what you need.

What are you looking for?

Search








Generic filters

  /  medyailiskileri-blog   /  Anlatıyorum, Anlatıyorum; Anlamıyorlar? Yaprak Özer

Anlatıyorum, Anlatıyorum; Anlamıyorlar?
Yaprak Özer

Tutku, heyecan, macera, merak… İyi konuşmanın birkaç püf noktası. Tabii ki, dahası var. Ama önce sorayım; anlattıklarınız sizi heyecanlandırıyor mu?  Konuya tutkuyla bağlı olduğunuzu söyleyebilir misiniz? Heyecanınız dinleyiciyi sarıp sarmalıyor mu? Seçtiğiniz konunun kime ne faydası var; söyleyebilir misiniz?

Daha içerik kısmına gelmedim, farkındaysanız. Konunun hisler bölümünde dolaşıyoruz. Hadi gelin sizi biraz hislendirip güldüreyim.

 

1996 yapımı bir filmi örnek göstermek istiyorum. Netflix’de var, izleyebilirsiniz. “The Mirror has Two Faces” orijinal adı, Aşkın İki Yüzü diye Türkçeleştirilmiş. Konu aşk, ama içinde türlü türlü içerik var.  Gençler tanır mı bilmem (geçen gün Hollywood ünlüleri arasında en zengin ilk 10’da olduğunu görüp şaşırdım) Barbra Streisand hem yapımcı hem başrolde. Diğer başrol oyuncusu Jeff Bridges. Sevimli bir komedi. Aslında niyetiniz varsa güldürürken düşündürüyor.

 

Streisand, bir edebiyat profesörü, Bridges matematik. Her ikisi de işlerinde çok iyi. Bridges dahi bir matematikçi, üretken bir akademisyen, yaratıcı… Problem o ki, dersini alan öğrenciler ne yaparlarsa yapsınlar anlayamıyor, kitabını okuyanlar saçını başını yoluyor. Mevzu, yüksek matematik, yakışır(!)  diyebilirsiniz ama hatırlatmak isterim, ne dersi, ne kitabı, ne konuşmayı  kendimizi için üretmiyoruz, değil mi?… Sınıfa sırtını dönüp tahtaya anlaşılmayan formüller yazarak yazdıklarınızdan bir tek siz heyecanlanıyorsanız… sorun var diyelim mi? Ki, zaten boş sandalyeler de bunu gösteriyor.

 

Edebiyat profesörü Streisand’in sınıfı ise dolup taşıyor, oturacak yer yok, sığamıyorlar… Sorulan sorulara kalkan parmakları yakalamak mümkün değil, müthiş bir interaktivite! Koşarak derse gelen yer kapıyor. Var mı böyle sınıf?… Filmde var, çok da eğlenceli. Peki nasıl başarıyor diyeceksiniz; dersi yaşıyor, yaşatıyor. Hikayeler aktarıyor, gerçek yaşamdan örnekler veriyor, ilişki kurmalarını, bu sayede bir konudan diğerine geçiş yapmalarını sağlıyor. Verdiği örnekler akılda kalıyor, kendisi bir fenomen olarak orada zaten kök salıyor. Anlatırken çok dağıtıyormuş gibi duruyor ama giriş gelişme sonuç ve dersin son dakikası hiç şaşmıyor. Örnekler, anekdotlar ve  biraz da içeriğe kendisini ekliyor. Gülmekten kırılan sınıf çaktırmadan öğreniyor. İzleyenlerle aynı seviyede olması ise diğer en önemli konu, siz bilmezsiniz ben bilirim gibi bir durum yaşanmıyor.

 

İyi konuşmacının en önemli meziyeti: Dinlemek, Duymak ve Görmek. Bir kişi, ortalama dakikada 225 kelime kullanabiliyor, yine ortalama dakikada 500 kelime dinleyebiliyor. Aklınızda bir yerde dursun.

 

Konuşurken karşınızdaki kitleyle kurduğunuz iletişim ne kadar güçlüyse, mesajlarınız karşı tarafa o kadar hızlı ve güçlü geçiyor. Fikirlerine katılırsınız katılmazsınız ama yaptığınız konuşmanın sizde yarattığı duyguyu, heyecanı, tutkuyu, üzüntüyü ya da mutluluğu konuşmasına yansıtmasındaki başarısını görmek üzere eski ABD Başkanı Barack Obama’nın videolarına göz atabilirsiniz. Obama’nın iki dönem birlikte görev yaptığı ve 3 Kasım’da yapılan seçimde ABD Başkanı seçilen Biden ise söyleye geldiklerimizin tam tersi olsa gerek. Seçim konuşmalarından birine göz atmanız yeter. Madem Amerikan seçimlerinden  girdik yine oradan çıkalım, tabii ki, Trump.  Klasman dışı bir konuşmacı. Aklınızı alır haberiniz olmaz, entelektüel kitle asla yan yana gelmiyor ama o konuşmalarında bolca tekrar, basit cümleler, alaycı örnekler, duyguları havaya kaldıran milliyetçi sloganlar, biraz tehdit, biraz hakaret, biraz poh poh kokteylini kullanıyor.

 

Bizim coğrafyamızda üzülerek çok sayıda olduğunu gördüğüm, ben nasıl olsa bu konuda konuşurum” diyenlere gelince, ego patlaması yaşar, ev ödevi yapmaz, karşısındakine saygı duymazlar.  İçeriğe prim vermez, beden dili, ses nefes bilmez… Bakın buradaki makale fikir verecek.

 

Aklıma gelmişken bir başka tehlikeden daha söz etmeme izin verir misiniz?… Çok konuşan aslında bir şey söylemeyenler var, konuşmanızın sonunda böyle bir etki bırakmak istemeyeceğinizi düşünüyorum.

 

İnsan beyni yenilikleri sever, pek çok yerde duyulmuş ya da kullanılmış bilgileri aynı sıkıcı yollarla tekrar sunmak dikkat çekmenizi engelleyecektir. Büyük büyük kavramlar ya da yabancı ve teknik kelime kullanmak da sizi daha iyi bir konuşmacı yapmaz. “Büyük” kelimeler”, başınıza “büyük” dert açmadan videoyu izlemek ister misiniz?

 

Teknik terim, uzun cümleler ya da yabancı sözcük kullanımı da hedef kitlenin sizden uzaklaşmasına neden olur. Gözleri sizde akılları başka yerde gezinir; hatta gözlerinin kapandığına şahit olabilirsiniz.

 

Verdiğiniz bilgilere canlılık katmak için kişisel hikayeler kullanabilir ya da konuşmanıza doğru miktarda mizah katabilmek için: Kısa hikayeler ve gözlemler; mukayese ve benzetmeler; alıntılar; videolar ya da fotoğraflar ekleyebilirsiniz. Bir espri yaptığınızda örnekteki gibi yüz ifadeniz ve jestlerinizle tamamlamalısınız. Şaka yapmaktan çok korkarım. Kendisini komik sanan pek çok kişi ne yazık ki, komik değildir. Bu ayrı bir meziyet, komik değilseniz üzülmeyin zaten konuşurken komiklik yapmak diye bir mecburiyet de yok. Kendi yaptığınız şaka bir tek sizi güldürüyor ya da ilk kahkayı siz patlatıyorsanız, bir dakika lütfen.  Güldürmek için komik olmaya inanın gerek yok, konuşmanızı eğlenceli hale getirmeniz yeterli.  Beni dinlemeleri için ne yapmalıyım diye sormaya devam ediyorsanız video da size fikir verecektir.

Yaprak Özer’in diğer iletişim yazıları için www.yaprakozer.com